• “Bir kere olsun kendini öne koy.”
  • (Emel'in yatak odası. Coşkun ve Emel yatakta. Emel yüzükoyun yatar, Coşkun hafifçe ona dönmüştür. Yatağın yanında bir içki şişesi ve bardaklar durur.)

    Emel: Anlamıyorum. Şimdi nasıl kalkıp giyinip giyineceksin ve sanki hiçbir şey olmamış gibi o eve döneceksin. Anlamıyorum.

    Coşkun: (Döner, bardağındaki içkiyi bitirir): Kendini bilen insanın her zaman görevleri vardır. Saadet ninenin gömülmesi gibi. (Birden yataktan fırlar.) Aman Allahım! Geç kaldım.

    Emel: Şimdi gitmeni istemiyorum. Sıradan bir olayın sıradan kahramanları olmamızı istemiyorum. Biraz önce ölümün bile anlamını kaybettiğini söylüyordun.

    Coşkun (Emel'i seyreder): Şimdi yaşadığımı hissediyorum. İnsan hayata dönünce de önce korkuları yaşıyor.

    Emel (ağlayarak): Bir kahraman gibi davranmanı istediğimi anlamıyor musun? Beni alıp uzaklara götürmeni istiyorum Coşkun. İstiyorum ki bizim başımıza gelenler dünyada şimdiye kadar kimsenin başına gelmemiş olsun. Senden bütün dünyayı sarsan hareketler bekledğimi, bilmem nasıl anlatsam? Şu anda yaşadığımızın da bir oyun olduğunu düşünemez misin? Yazmaya cesaret edemeyeceğin kadar büyük ve müthiş bir oyunun kahramanı olabilirsin istersen. Düşün ki herkesin eline böyle bir fırsat geçmez.

    Coşkun (İçkisini içer): Şimdi müthiş oyunlarda insanların çaresizliği daha önemli yer tutuyor. (Bardağı dudaklarına götürür.) Kendimi yavaş yavaş öldürmeme izin verir misiniz?

    Emel: Merak etme, senin gibi korkaklara hiçbir şey olmaz.

    Coşkun: Bunu daha önce de söylemiştin (İçer.) Yeni oyunlarda korkaklar da önemli bir yer tutuyor. Belki bir gün..

    Emel (Ağlar.): Ben, bir gün istemiyorum. Ben şimdi burada kalmanı istiyorum. Ben yeni oyun filan istemiyorum; hayallerimi gerçekleştiren oyunlar istiyorum.

    Coşkun (Başını sallar): Özür dileirm bayan; sanata saygılı olmalıyım, insan gerçeğine saygılı olmalıyım. (Giyinmeye başlar) Ben gitmeliyim.

    Emel: Ben sanat istemiyorum (Ağlar) Bana yabancı gelen ıstıraplar çektiren sanatı anlamak istemiyorum. (Yalvarır gibi) Burada kalmanı sağlayacak bir sanat yok mu?

    Coşkun: Oyunları değiştirmek elimden gelmez, çünkü ben de oyunun içinde bulunuyorum. (Giyinmiştir). Benim gibi zavalı kahramanlar için biraz hoşgörü bekliyorum senden.

    (Eğilir, Emel’I öpmek ister, Emel direnir, sonar Coşkun’a sarılır. Coşkun ayağa kalkar, kapıya bakar.)

    Emel (Ağlayarak): Seni sevmiyorum!
  • Mevlânâ
    Yaydan fırlayan ok gibidir ağızdan çıkınca bir söz.
    Ve hiç geri dönmüş değildir atıldıktan sonra bir ok.
    Seli başından bağlar ileriyi gören kişi.Ve geçtiği yerleri harap eder baştan bağlanılmayan sel.
    Ne tükenmez hazinesin sen ey dil ve ne devasız bir dert!...
    İskender Pala bu kitabında Mevlana'yla dolu bir yolculuğa çıkarıyor bizi.Nasıl mı? Mevlana'nın hayatından başlayıp, Mesnevî ile devam eden,gazeller ve rubailerle son bulan bir aşk yolculuğu...Söz konusu Mevlânâ olunca ben pek araya girmek istemiyorum ve alıntılara yer vermek istiyorum buyrun ozaman küçük bir aşk yolculuğuna çıkalım...
    Mesnevî
    Lokman ile Efendisi
    Ne vakit sofra hazırlansa,Lokman'ı çağırtırdı hemen efendisi.Önce Lokman elini uzattırdı yemeğe,sonra efendisi başlardı yemeye.
    Lokman'ın yediği kaptan yemekti adeti,ve ayrı kaba israf derdi.Lokman'siz sofrada iştahı kapanır,onunla yemeyi dirlik bilirdi.
    Bir karpuz hediye gelince efendiye,seslendi ve oğluna Lokman gelsin diye...
    Sıcak mı sıcaktı gün.Gelince Lokman, bıçağı iştahla sapladı efendi karpuza...Ve bir dilim kesip koydu önüne...Sanki buz şerbeti sunuldu susuza...Ve başladı yemeye Lokman.
    Bir dilim daha... Şeker gibi yiyordu,öyle tatlı,öyle neşeli...Ye diye diye,dilimlerin sayısı gelmişti on yediye...Efendisi aldı sonra bir dilim kesip yeniden,"tatlı galiba karpuz,hele bir bakayım"diye içinden.
    Lokman'ı istekle yer görünce,gönlü doldu.Galiba iştah ve arzu ile karpuza mağlup oldu.
    Yer yemez ağzını yakmıştı karpuz.Diline ve ağzına değmişti sanki acı bir tuz.
    Sustu kaldı bir müddet,hiç konuşmadı."ey canımın canı"dedi, Lokman'a neden sonra...
    Bu zehri nasıl yedin bitirdin;eziyeti lutfa nasıl karşı getirdin?
    Nedir bunca sabırlılık,nedir bu sabır?Cana düşmanlık mı oldu şimdi tahammülde sınır?
    Neden bildirmedin acılığını,bildirmedin kibarca neden? Maksadı sakladın hele neden?
    Dedi ki Lokman "senin nimetinden çok faydalandım ben.Çok beslendi tenim ve canım nimetlerinden...
    Sencileyin bir efendinin,ayıptır bir şeye acıdır demek ve nimetine yüz buruşturup ekşi surat göstermek...
    Bedenimde bellidir hakkı nimetlerinin;saymakla biter mi nasibi her kemiğin,ya ki derinin...?
    Katlanamayacaksa acısına senden bir acı lokman'ın;toprak serpilsin başına da ,canına da bu Lokman'ın.
    Değil mi ki senin lütuf elindeydi bu karpuz...Bana şeker tadı gelir onun acılığından,gelmez tuz.
    Çünkü sevgidir bal eden ağuyu.Ve sevgidir altın eden bakırı...
    Ben nacizane şu şekilde yorumladım bu kıssayı;
    Allah'ın bize vermiş olduğu bunca güzellikler karşında,en başta insan olarak yaratılmak, sağlığımız, görmek,duymak,nimetler,evlatlar....
    Daha sayamadığımız binlercesi,bazen verdiği acılara ne kadarda sabırsız ve hoşnutsuzuz...
    Rubailer
    Aşk Ana
    Ey aşk!..Nasıl bir şeysin ki sen,evrende her şey sensin,ve her şey senden...
    Neşelerimiz de senden, hüzünlerimiz de; dağınıklığımız da senden,toplanmamız da...
    Sen oturmadasın bir evde,ve herkes kapında beklemede sanki senin...
    Sen bir annesin de,sanki bütün insanlar çocukların...
    Ben Nefreti
    Benden doğdu hep;benlikten doğdu...Bütün aptallıklar,bütün kötülükler benlikten doğdu...
    Bir an olsun sevinmedi gönlüm hiç,bir an memnun kalmadı benden.
    Ben adalet istiyorum ve benden çıkmada bütün haksızlıklar,benlikten çıkmada adaletsizlikler...
    Bu yüzden ki hep bendendir benim bütün feryadım, bütün şikayetim hep bendendir...
    Ve son bir not:
    Çorak yere tohum atmaktır bir gafile öğüt vermek.
    Yırtığı yama kabul etmez cahilliğin, bir de aptallığın... Hikmet tohumunu boşa serpme o hâlde!(Mevlânâ)
    Ne söylesem,nasıl söylesem bu kitap için değil Mevlana'yı doğru anlatan tüm kitaplar için alın ve okuyun sonra mı? Okuduklarınızı hayata geçirip uygulayın,bakın nasıl güzel bir yaşam sizinle olacak.Keyifli okumalar.Kitapla kalın.
    İskender Pala
    Mevlânâ
    Kapı yayınları
  • Hayatta hala fırsatlarının olduğunu bilmek bir lüks...
  • Emrah Serbes okuduğum ilk kitabı ve okumadan önce yazara karşı bir önyargım vardı. Bu önyargıyı kırmak için birde gerçekten değerli bir dost tavsiyesi üzerine okumaya karar verdim. Açıkçası benim eleştirdiğim ne varsa var bu kitapta,argo kelimeler, küfürler bir anlamda tabularımı yıktığım ilk kitap. Birde o kadar sık kullanmamış yazar gerektiği yerde ve gerektiği ölçüde olduğu için beni çok rahatsız etmedi. Hayatın bir gerçek yönü de bu gerçeklerin yaşanıyor olması. Biz kullanmıyoruz diye bunlar olmuyor değil bu yüzden yaşandığını kabul etmek lazım yani hayata bu kadar katı kurallarla bakmamak gerekli. Bir örnek kendi yaşamından vereyim;büyük oğlum küfürlü konuşmayı yasakladığım için şu anda İngilizcesi çok iyi mesela,neden derseniz Türkçe küfür edemeyince İngilizceyi çözdü çocuk bende oğlum ne güzel yabancı dil konuşuyor diye gururlaniyorum...(bu arada küfür ettiğini de küçük oğlum söylüyor) çocuklar bir şekilde isyan edecekler yada enerjilerini atacaklar.

    Kitabın konusuna gelince bir çok öyküden oluşuyor,ben öykü kitaplarında her öyküyü tek tek alarak yorum yaptım bu zamana kadar. Fakat şimdi tek tek ele almak istemiyorum hiç bir öykünün tadı kaçsın istemiyorum. Gerçekten çok gülerek okuyacağınız bir dolu öykü sizi selamlıyor. Konusu ergen erkek çocukların, isyanları, aşkları,nefretleri, kısacası onların hayatına dair her konu ustalıkla işlenmiş. Ben kitabı iyiki okudum diyorum ve bazen önerileri dikkate almak iyi sonuçlar doğurur. Bu arada oğullarıma bakıp kitapta okuduklarımı yapıyorlar mı acaba diye merak etmedim de değil. Buda benim için eksi yada artı bir yön mü ileriki zamanlarda göreceğim. Kitapta sevdiğim bölümlerden bir kaç alıntıyla sizleri başbaşa bırakıyorum.

    Küçük kardeşi geldi, “Sonradan görme ne demek?” diye sordu.
    “Birini görürsün, ertesi gün bir daha görürsen o olaya sonradan görme denir.”dedim “Şimdi annenlerin yanına git.”
    Sedef, “Hayır.” dedi. “Bir olay olur, herkes görür, sen seç gelip sonunu görürsen, buna sonradan görme denir. Şimdi annemlerin yanına git!”

    " 'Merak ettim, sen de mi solcusun?'
    ' Hayır' dedim. Ben muhafazakarım canım. Muhafaza etmek istediğim şeyler var. Bunların başında da sen geliyorsun."

    apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?"
    "hangisini?"
    "otomatik yanan, sensörlü lamba."
    "hayır."
    "komşu görmüş, yalan söyleme. süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
    önüme baktım.
    "neden kırdın?"
    cevap yok.
    "hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…"
    "kırdımsa kırdım, ne olacak! çok mu değerliymiş?"
    "lamba senden değerli mi evladım, lambanıza sicayim, lamba kim? yöneticiye de dedim. lambanıza edeyim, kaç paraysa veririz. sen değerlisin benim için."
    "beni görünce yanmıyordu baba."
    "nasıl ya?"
    "görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
    "e beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
    "hadi ya! sahiden mi?"
    "evet. ucuzundan takmışlar. bizimle bir alakası yok."
    babama sarıldım, yıllar sonra.

    Mutlaka okuyun... Önyargılarınızdan kurtulun ve keyifli okumalar...

    Emrah Serbes
    Erken Kaybedenler
    İletişim yayınları
    Sayfa:143