Haziranın on iki ve on üçüncü perşembe ve cuma günleri arasındaki gece artık Selanik'i, ailemi, istikbal-i maddimi terk ederek, sadece ahaliden bir fert gibi, hükümetin bütün kuvvetine karşı alenen, müsellahan ilan-ı isyan ediyordum. Fakat, evvela Allah'a ve Peygamber'e, sonra da Cemiyet'imizin teşkilatına, hükümetin zulmünden bizar olan millete itimad-ı tammım olduğundan, istikbal-i vatanı gayet parlak görüyor, bunun için benim maddeten kararan istikbalimin zulmetine ehemmiyet vermiyordum.
Kan beynime sıçramıştı. Bu genç fikirlerin, böyle vatanın izmihlaline hadim bir idare-i mülevveseye şüphesiz ufak bir mükafat için casusluk etmesi kanıma dokunmuştu.
Zaten defalarca eşkıya müsademesinde ölüme maruz kalmış olduğumu ve orada ölsem vatanıma büyük bir hizmet etmeden dünyayı terk edeceğimi tahattur ettim ve bu yolda ölürsem, hiç olmazsa, vicdanen müsterih ölürüm diyerek muvafakat ettim.