Çağdaş insan içinde bulunduğu anı yaşamaz; ya gelecekte yaşar ya da geçmişte. Duygusal bir şekilde annesini ve çocukluğunu düşünür ya da geleceğe ilişkin mutlu planlar yapar. Sevgi ister yaşanılan anda ister geçmişe ya da geleceğe aktarılarak yaşansın, bu soyutlanmış ve yabancılaştırılmış sevgi biçimi gerçeğin, tek başınalığın, ayrı olmanın kişiye verdiği acıyı uyuşturmaya yarar.
Kaç nişanlı ya da yeni evli çift, gelecekte gerçekleşecek sevginin mutluluğunu düşlerlerken, yaşadıkları o anda birbirlerinden sıkılmaya başlamıştır bile. Bu tutum çağdaş insanın belirgin özelliği olan tutuma oldukça uyar.
Uygarlığımız kişinin bu tek başınalığını bilince çıkarmasını engelleyecek birçok oyalayıcı şeye sahiptir. Her şeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleştirilmiş çalışma düzeni, insanı en temel insanca isteklerinden, kendini aşma ve bir olma halinden habersiz kılar. Bu tekdüzelik insanda bir doyum yaratmadığı için insan bu bilince çıkaramadığı sıkıntıdan eğlenceyle kurtulmayı dener.