Vakit ve zaman arasındaki farkı düşünüyorum.
“Vakit” diyorum kendi kendime “vakit kıymetli şey ama zaman öyle değil. Tükenen ve tükenmek zorunda olan, bizi bitiren ve bizi tüketen... Oysa vakit zamanın kıymetli hâli." Sonra söylediğim an "ne güzel cümle bu” dediğim bir şeyler dökülüyor dilimden "Zamanımız çok ama hiç vaktimiz yok..."
Garip bir dünya düzenine öyle çok alıştık ki alıştığımızın bile farkında değiliz. Bunun farkına varacak kadar dahi zamanımız yok. Ne garip. Kimsenin zamanı yok. Zamanın zamanı yok.
Peki şimdi bizler neden mübarek geceler için "kandil" kelimesini kullanıyoruz?
Osmanlı Devleti zamanında bu kandil gecelerini şimdiki gibi bilmek çok da mümkün değil. Yani bugünkü gibi toplu mesaj almıyorsunuz, televizyonlarda yayınlanmıyor falan. Ama bunu ilan etmek ve insanları bu anlamda bilgilendirmek için bir yol bulmuş ecdadımız. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Sultan Selim zamanında bu mübarek gecelerde minarelerde kandiller yakılmaya başlanmış. Bu şekilde de ahaliye hem bu gece için bir işaret verilmiş ve hem de camilere davet edilmişler. İnsanlar da kandil yakıldığından anlamaya başlamış bu geceleri. Ve o zamandan bu zamana gelene kadar da dile yerleşip mübarek gecelerin genel bir adı olmuş.
Hatta daha sonraki dönemde bir sanata da dönüşmüş bu kandil geleneği. Osmanlı'nın böyle bir tarafı vardır; yaptığını öyle baştan savma yapmaz bir estetiği olur. İşte bu kandil geleneği de daha sonraki dönemde mahya kültürüne dönüşmüş ve göğe ateşten yazılar yazmışlar.
…
Değişenlerden biri de eğlence kültürümüz. Eski insanlar da elbette hoşlarına giden, güzel zaman geçirdikleri pek çok şey yapıyorlardı. Ama şimdiyle kıyaslanacak şeyler değildi bunlar. Yani ne bileyim müziğin sesini sonuna kadar açıp garip hareketlerle dans etmeseler de onların da bir eğlence anlayışı vardı ve bence daha anlamlı ve insaniydi bu.