Kitap içerik olarak; hepimizin az da olsa bildiği ya da ismini duyduğu bir Rabiatü’l-Adeviyye Hz. hayatını tasavvufta geçen dört kapı üzerinden aktarıyor.
Dört kapı:Şeriat, Tarikat,Marifet ve Hakikat kapılarıdır.
Hz.Rabia bulunduğu hal ve fiil ile hakikat menziline varmış bir arif, keramet sahibi bir kadındı.
Hasan Basrî hazretleri ile yolları kesişip, nefsini Rabbe adayıp mana alemine ulaşan Rabia’nın tezahürüdür. Rabia ne bir alimin karısıydı ne bir peygamber annesiydi ne de bir velinin kızıydı. Hz.Rabia hakiki manada kimsesizliğine rağmen Rabbe yürürken kadınların nefsine dizeceği bahaneleri çürütmüş, kim olursan hangi halde olursan nerede olursan eğer iştiyakın varsa yaparsın demek istedi bizlere. Takvanın, imanın kadını erkeği yoktur. Her insan kendi bulunduğu yerden Rabbe yürür. Evli isen kocan rızaya sebep olur, çocukların varsa çocukların, bekarsan anne baban. Peki ya kimsesizsen kim senin vesile olur?
Hz.Rabia kimsesizdi, kimsesizliğini bahane edip geri de durmadı bilakis kimsesizliği bahane oldu bu yolda ilerlemesine. Allah’ın “kimsesizlerin kimsesi” olduğu Hz.Rabia’da tecelli etti.
*Halbuki en hayırlı insan bile Allah’ın azameti karşında acizdir, muhtaçtır nihayetinde kuldur. Acziyetini kabul etmek kulluğun ilk makamıdır. Nedir acziyetini kabul etmek? Allah’ın iradesi olmadan bir yaprağın, bir pirenin kıpırdayamacağı ve dahi bir damla suyun bile akamayacağını kabul edip o kudrete iman etmek her şeyi O’ndan bilip, O’ndan istemektir.
“Kul ibadeti ile cennete, ibadetin içindeki edep ile de Allah’a vasıl olur.”