Batıda olan her şey kötü değil onu da biliyorum. Lakin müşkülümüz şu ki; biz en başında yanlış yerinden girmişiz bu kervana. Devayı, ilacı, dermanı değil de hastalığı, marazı almışız ve deva sanmışız dertlerimize.
Bir örnekle maksat hasıl olsun: 1932 yılı sanırım. Keriman Halis isimli bir Türk kızı dünya güzellik yarışmasında birinci seçiliyor ve jüri başkanı kürsüye geçerek şunları söylüyor: "Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa'nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile, pencere arkasına<dan seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı, zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil... Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslam'ı yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa'nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa'da oynanan dansa müdahalede bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu işte mayo ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa'nın zaferi için kaldıracağız."
O kadehler hâlâ havada.İçlerinde şarap değil, ümmetin kanı var. Batı bir puttur diyorum sana ve çıkıp da o putu bir sillede devirecek İbrahim misal bir cengâver bekliyorum ben. Gelecek mi bilmiyorum. Geleceği vakte kadar inmeyecek sanıyorum o kadeh. Zira onlar elleri kanlı cellâtlar... Biz ise cellâdına âşık olmuş garipleriz... Ve bu aşk bizi iflah etmez...