benimse boğazıma bir bıçak dayanmıştı. önümde bir duvar vardı, arkamdaysa uçurum. ne olduğum yerde durabilirdim ne öne doğru gidebilirdim ne de arkamdaki uçuruma düşmek istiyordum. insanın başka bir insana bu derece bağlı ve bağımlı olması utanç vericiydi gerçekten. ama bağımlılık öyle hemen karar verilip bir kenara konulabilecek bir şey değildi.
birazcık düşünürsen anlarsın ki elmanın ve çınarın var olması veya asfaltın ortasında o taşın olması, bizzat bunlar dünyadaki en ilginç şeylerdir ve bunlar en büyük dahileri bile ebediyen şaşırtabilirler.
içimden sadece yolculuk yapmak ve yol üstündeki küçük, tenha restoranlarda yemek yemek geçiyordu. geceleri arabamı bozkırın ortasında bir restoranın yanına veya bir benzin istasyonuna park edip arabada; kışları bir kamyon dorsesinde, yazları gece gökyüzünün altında açık kamyon kasasında uyumak istiyordum. eğer kamyon şoförü olsaydım hep düşük hızla yolculuk yapardım. ne için acele etmeliydim ki? insan sürekli yolda olacaksa ve varış noktasında da kimse onu beklemiyorsa neden acele edecekti?