Ait olmadığınız bir kalpte, sahibi olmadığınız bir evde yaşar gibi yaşarsınız. Eşyalarınızı yerleştirirken sevinçle dolar içiniz. Hatıralar bırakırken duvarları dahi sahiplenirsiniz. Sanki o evden hiç çıkmayacakmış gibi. Sonra ev sahibinin oğlunun, kızının, teyzesinin torununun yahut başka birininin eve yerleşeceğini duyarsınız, ya da kira yükü fazla gelir. Taşınmak zorunda kalırsınız.
Ne kadar anlatsam da eksik kalır güzelliğin. Dün dudaklarını düşünüp durdum ondan önceki gün saç diplerini, örtünden dolayı geriye doğru yatışını. Bugün gözlerin düştü aklıma, amansızca girdi çıkmıyor. Hem, nasıl göz o öyle. İnsan yaradılışının geldiği en üst nokta. Eşi benzeri yok. Sûrete bak sen. Sanki hiç yaşlanmayacakmış gibi dipdiri. Öyle suret mi olur? İnsan kafayı yer.
Bu saatlerde en çok aşıklara üzülürüm. Maden işçilerine olan vefam sabahı bekleyebilir. İntiharlar, şüpheli ölümler en çok bu vakitlerde gerçekleşir. İnsan en çok bu saatlerde kendi başına kalır. Çöp kamyonlarının sesleri bile yok olur. Aşıklar bu saatlerin çaresizi, anlaşılmazı, yalnızı, intiharıdır.
Zamanı geldi. Pes ettik ve bedenimiz yorgun düştü. Yarın yine mutlulukla düşmanımızmış gibi savaşacağız. Birazdan ruhumuzun rengi gökyüzüne yansıyacak. Solgun sarı, zift siyahı, Ankara grisi.