Bir Fotoğraf Üzerinden Eylül Serendipçesi.
Eylül!
Dört mevsimlik döngünün içinde geliş zamanın sıralı olsa da her gelişin bende bir serendipçe duygusu uyandırıyor. Kavuşma ihtimali olmayan iki aşığın karşılaşması gibi bir şey senin ile kavuşmam.
Senin toparlayıcı halini seviyorum. Ruhumuza iyi gelen bir yanın var. Ben öyle hissediyorum. Serin ve yumuşak dokunuşun mesela. Yazın yakıcı sıcağının ardından bizi sarıp sarmalayışın. Yaz ile kış arasında yolumuzun üstüne köprü oluşun.
Sabah ve akşam tenimizde hissettirdiğin esintin ile güneşin hüzmelerinden sızdırdığın melankolik duruşun şiirsel yanımıza iyi geliyor. Şiir okuma gereği hissetmiyorum sen gelince çünkü sen şiir gibi geliyorsun.
Fotoğrafta bile bunu hissetmek mümkün. Fotoğrafa yansıttığımı düşünüyorum ne anlatmak istediğimi. Boyama işlemini penceremden uzun süre izledikten sonra bu fotoğrafı çektim. Boyacının sakin ruh halini fırçayı aşağı yukarı hareket ettirirken görmeni çok isterdim. Yanından her geçen ile selamlaşarak, sohbet ederek yaptı işini. Herkesin yüzünde bir tebessüm, senin tebessümün; benim bile uzaktan, uzaktan.
Bunları yazarken fotoğraf sanatçısı hocam geldi aklıma. Bu fotoğrafı gösterek, olmuş mu, diye sorsaydım ne güzel olurdu değil mi? Ama; bu devirde herkes kendisinin hocası! Sora, sora kim yolunu bulmuş ki? Onlar eskidenmiş! Ah! Eylül, deşme derdimi. Artık danışan dağı aşana kadar deli dereyi geçiyor.
Eylül!
Yaptığın iş mi şimdi? Bu kadar methiyenin ardından, şımarıp başımda kavak yelleri estirmek de niye? Yazıma nasıl başladıysam o minvalde bitirmek istiyorum. Dost var düşman var. 'Bu nasıl yazı?' dedirtip milleti peşimden güldürme ama; sen gül. Çünkü benim en güzel gülüşüm seninle.
Aaa! Bak, az kalsın yazmayı unutuyordum. Bir de kokun var; çok sevdiğim ve sen annem kokuyorsun.
Sevil