Bir sonraki sabah, elinde kitapla geldi mezarın başına.
"Bak" dedi. "Seni buldum. Neymiş adın, biliyor musun?"
Güldü. Kitabın kapağındaki ilk kelimenin üzerinden işaret parmağıyla geçerek, "Oğuz..." dedi. Sonra da ikinci kelimeye dokundu.
"Atay... Oğuz Atay..."
O günden sonra Derda, hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. Çünkü derdi korku değil, korkuyu beklemekti. Ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. Bir zamanlar, birinin yazdığı gibi...
Demek ki insanların sokakta yürürken, günde bir kez de olsa umut kelimesini bir tabelada okumaya ihtiyaçları var, deyip gülümsedi. Bir daha da gülümsemedi.
Sadece hayalde kalacağı için kurmaya cesaret ettiği tek hayali gerçek olmuştu. Sonra başka bir şey düşündü: Kim seçiyor acaba, dedi içinden. Hangi hayalin gerçek olacağını? O hayali kuran mı, yoksa o hayali kurduran mı?