Öcalan 17 Ocakta Roma’dan ayrılır. Bunun için ona bizzat İtalyan polisi tarafından çelik yelek getirilir ve yeleği elleriyle giydirirler. Bu yelek giydirme sahnesi sırasında kimisi ağlar. İnanan kimseler için bu ağır bir sahnedir; bir çeliğin yapacağı işi yapamamak zor gelir.
Öcalan yeni yılda evde misafir ağırlar: Kongo Prensesi Dacia Valent.
…Valent şöyle konuşur: "Öcalan'ın
eli ne kadar kanlı olursa olsun bu bir savaştır. PKK'nin öldürdüğü kadar Türk hükümeti de Kürtleri öldürdü. Kim kaç kişi öldürdü bunu bilmiyorum, önemli de değil. Kürtler bizim kardeşlerimizdir. Onlar da beyazların kurbanı olan zencilerdir. Bu yüzden Kürtlere ve Öcalan'a sempati duyuyorum. Rabin ve Mandela gibi ünlü devlet adamları da önce teröristlikle suçlandılar, ancak kendilerine Nobel Barış Ödülü verildi. Öcalan'a da Nobel Ödülü verilmeli." Görüşme sonunda Prenses, Öcalan'ı ülkesine davet eder; "O bir özgürlük savaşçısı" der sonra, "bizim gibi zenci o da."
Öcalan Türk halkına seslenir: "Benim ölümümle bu (sorun) önlenemez. Benden bu kadar korkmakla bu korku giderilemez. Demokratik bir düzen içinde yaşamaya çağırıyorum, gücüme güç katarak çalışacağım.
Öcalan havaalanından ayrılırken Rus dostlarına gülümser, şunu söyler: "Mehabad'ı yıktınız, Barzani hareketinin bu hale gelmesine yol açtınız; şimdi bizi de aynı duruma düşürmek istiyorsunuz, eğer sonuç böyle olursa, kırk milyon Kürt sizden bunun hesabını soracaktır."
Aşağıdakiler bir ses duyarlar, Öcalan şarkı söylüyor: "Seni düşünmek güzel şey / Seni düşünmek ümitli bir şey / Dünyanın en güzel sesinden / En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey." Herkes şaşırır. Rozerin bunu doğal karşılar; çünkü Öcalan daha önce kezlerce türküler söylemiştir. Sesine yabancı değildir. Evde bulunan Taylan, yanındaki arkadaşına, "Urfa toprağındandır" der usulca, mesele kapanır.