• 632 syf.
    ·3 günde·7/10
    Uyanış serisi benim sevdiğim ve çok çabuk okuduğum bir seriydi. Konusu fantastik ve biraz içerisinde aşk (her kitapta olduğu kadar. Yani tamamen bunun üzerine yazılı bir kitap değil.) geçen bir kitaptı. İçeriği merak uyandırıcı olduğundan çok kolay okunuyordu.

    Bir kızımız var. İsmi Em. Em bir gün uyandığında kendini bir tabutta bulur. Tabutta bağlı sekilde olan Em tabuttan çıkmaya çalışır. Tabuttan çıkan Em, bir odada olduğunu fark eder. Ve kendisininki gibi odada başka tabutlar olduğunu görür. Em kendisine dair birçok şeyi hatırlamaz. Tek hatırladığı şey bugün onun on ikinci yaş günü olduğudur..

    Macera, aksiyon bir çok seyin olduğu bir kitaptı. Seriyi çok sevdim ama o baş karakteri... Gerçekten çok sinir bozucu biriydi. Sürekli lider oluşunu vurgulaması ve sürekli onun istediği seylerin olması gerçekten beni sinirlendirdi. Yani çok fazla detey vermek istemiyorum Spoiler olmasın diye ama baş karakterimiz gerçekten çok gıcık biriydi ve hiç sevmedim. Ilk kitap çok merak uyandırıcıydı. Karakterlerimiz kendilerine ve yaşamlarına dair birçok seyi hatırlamıyor ve bu şekilde olaylar ilerliyordu. Sonu çok merak uyandırıcı bir şekilde bittiği için ikinci kitabı okumak istiyor insan. Ikinci kitabın ilk yüz- yüz elli sayfası bana biraz sıkıcı geldi. Bi olay olsun artık dedim. Aynı şekilde üçüncü kitapta da öyle oldu. Başları pek sarmadı. Ama her iki kitapta da ilerleyen kısımları gayet akıcıydı ve çabucak okuttu kendini. Serinin sonunun böyle olmasını gerçekten hiç ama hiç istemezdim. Gerçekten o kadar sayfa sonunda, bunca yaşanan olaydan sonra böyle bir son mu? Sonu bence hiç iyi değildi.

    Genel olarak kitapların yazımını ve konusunu beğendim. Olayların işleniş biçimini falan beğendim. Akıcı ve çabuk okunan bir kitaplardı. Serinin sonunu hiç beğenmedim. Ve kitaptaki hiçbir kız karakterini sevemedim. Özellikle bas karakterimizi. Onun dışında ise erkek karakterlerin hepsini çok sevdim sebepsizce. Sevdiğim ve önerebileceğim bir seri oldu. Okumanızı tavsiye ederim.
  • 594 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Serinin şimdiye kadar okuduğum en iyi kitabıydı. Sona yaklaşmış bulunuyoruz. Bitime son bir kitap kaldı. Harry Potter ve Melez Prens'te birçok şey açığa kavuşuyor. Kitabın sonu beni heyecanlandırdı ve son kitapta beni farklı ve heyecanlı bir maceranın beklediğini düşünmeye başladım. Sadece bu kitapta öğrendiğim gerçekler biraz daha erken anlatılsaydı seri farklı bir hal alabilirdi diye düşünmeden edemedim. Rowling yine güzel anlatımıyla hiç sıkmadı ve keyifle okudum. Son kitap için sabırsızlanıyorum.
  • 280 syf.
    ·5/10
    İlk kitabı bitirip filmini izledikten sonra da bu kitabı aldım elime. Kitap, tam da adından anlaşıldığı üzere bu kez erkek karakterin ağzından yani Adam Wilde’ın anlatımıyla yazılmış.
    Kitaba başladım ve küçük bir kısmını okuduktan sonra yeniden arka kapağını incelemek geldi aklıma ve zihnimde parçalar birleşti. O an kitabın mutlu mu yoksa mutsuz mu biteceğini zaten bildiğimi fark ettim. O ana kadar da kitap beni oldukça sıkmıştı. Kitapların sahibine ‘bu kitap biraz sıkıcı sanırım, sonu da zaten mutlu/mutsuz bitecek.’ (Mutlu/mutsuz şeklinde yazmamın sebebi bunun kararını sizin verebilmeniz için olan şansınızı elinizden almak istemiyorum.) şeklinde mesaj attım.
    Ve kitap maalesef biraz sıkıcıydı. Kitabı bitirmeye dair olan kararlılığım olmasaydı kitaba elim gider miydi bilmiyorum.
    Biraz konusundan bahsedeceğim ama tabiki önden uyarıyorum, henüz ilk kitabı okumadıysanız ne 2. kitabın arka sayfasını ne de bu yorumun SPOİLER-SPOİLER BİTTİ ifadeleri arasındaki bölümünü okumanızı tavsiye etmem. 2. Kitap olduğu için direk spoiler.
    •SPOİLER•
    Mia Adam’ın ettiği yemin verdiği söz üzerine hayata yeniden döndükten sonra beklediğimiz Julliard haberi geliyor ve bundan sonra aradan 3 yıl geçiyor. Tabi artık Mia ve Adam çok farklı yerlerdeler. Bir gün karşılaşmaları (belki kaderin cilvesi belki de planlı okuyup görün) sonucunda neler olduğunu süreç olarak okuyoruz. Tabi kitapta bir de Adam’ın Mia’sız geçen 3 yılını ilk kitapta olduğu gibi geçmiş ve şuan geçişleri ile belli kesitlerle okuyoruz.
    •SPOİLER BİTTİ•
    Kim’in fotoğrafçılıkta ulaştığı başarı da beni çok mutlu etti.
    Kitabın sonu bence hikayeyi güzel bağlamış ama beklentiyi çok yüksek tutmamak gerekiyor.
    Okuduğum kitap sayısı arttıkça fark ediyorum ki örneğin bu kitabı ilk kitap okumaya başladığım zamanlar okumuş olsaydım cidden çok sever ve direk 5 puanı verirdim. Ama bu halimle kurgu bana pek sağlam oluşturulmuş gibi gelmedi. Ve çok da wow olamadım açıkçası. Kitaba puanım 5 üzerinden 2,5. Biraz kitabın uzatılmak için uzatıldığını düşünüyorum çünkü yarısına kadar çok sıkılarak okudum. Ama seri akıcı yani hızlı okunuyor. Size güzel zaman geçirtebilecek bir seri bence bu yüzden merak edenlere öneriyorum. Bir şey kaybetmezsiniz hatta güzel de bir playlist kazanmış olursunuz.
  • 520 syf.
    Kitap ortalara gelene kadar çok durağan ve sıkıcı ilerliyordu ki elimde süründü resmen. Ama diğer kitaplarda olduğu gibi sonu çok heyecanlıydı. Tam Dimitri ve Rose için bekledigim son bu değildi derken ters köşe yaptı yazar. Sonunda bir umut kapısı bırakılmış olması çok hoşuma gitti. Seri gerçekten de ilerledikçe güzelleşiyor.

    Bu kitapta Avery isimli bir ruh kullanıcısıyla karşılaşıyor ve genelde onunla mücadele ediliyor. Sonunu çok merak ediyorum. Hemen 5. Kitaba başlayacağım.
  • 46 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    KAFKAOKUR MAYIS SAYISI #okudumbitti
    .
    "Yolun sonu sevgiye çıkıyorsa, hiçbir adım yormamalı."
    "Kalbine ateş düşmesinden de kaçın, kalbinin buz tutmasından da."
    .
    Selam🤗 Evet Kafkaokur mayıs sayısıyla karşınızdayım. Evet, farkındayım şu an haziran ayındayız. Ben sınavlar olduğu için mayıs sayısını hazirana ertelemiş olabilirim. Ama ne demişler: Geç olsun güç olmasın.

    Mayıs ayında Kafkaokur Yüzüklerin Efendisi özel sayısı yapmış. Hepimizin Yüzüklerin Efendisi serisiyle ilgili biraz bilgisi vardır. Çoğumuz kitaplarını okumamış (ben dahil :/) olsa da serinin filmlerinin dünyada iyi bir üne sahip olması bizim seri hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Serinin yazarı J. R. R. Tolkien yazarlığının yanında şair, filolog ve Oxford profesörüdür. Seri de gördüğümüz Orta Dünya ve Elf lisanlarının yaratıcısııdr. Tolkien bu seriyle beraber fantastik kurguya yeni bir kapı açmış ve hatta dünyaca ünlü birçok serinin de öncüsü olduğu söylenir. Kafkaokur bu sayıda Tolkien'in biyografisine, Yüzüklerin Efendisi serisi ile ilgili detaylı bilgilere yer verilmiştir. Yüzüklerin Efendisi serisi dışında şiirlere, anlatılara, öykülere ve denemelere yer verilmiştir. Hepimizin bildiği gibi Kafkaokur bir edebiyat ve sanat dergisi olması bakımından oldukça zengin bir içeriğe sahiptir. Ben Kafkaokur'un içeriklerini çok beğeniyorum. Ben de açıkçası Yüzüklerin Efendisi hakkında pek fazla bilgi sahibi değildim ama bu ayki sayıyla seri hakkında bir çok şeyi öğrenmiş oldum. Bence yine çok güzel bir sayıydı.

    Kitapla kalın..
    İnstagram sayfama da beklerim️
    https://www.instagram.com/...igshid=1xmtwu3sfylhu
  • 524 syf.
    ·16 günde·Beğendi·8/10
    Ve çember tamamlandı sonunda. Sonu beklediğim kadar iyi değildi açıkçası ama her sayfası farklı bir heyecandı. Bitirdiğim için mutluyum . Herkese de tavsiye edebileceğim bir seri.
  • 212 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’dan sonra en çok ilgi gören ikinci kitabı diyebiliriz Kuyucaklı Yusuf için. Kitap, öykücü olarak bilinen Sabahattin Ali’nin ilk romanı olması açısından önemlidir. Küçük yaşta yetim kalan Yusuf’un hikayesini anlattığı bu kitapta çeşitli toplumsal adaletsizlikleri de gözler önüne serer Sabahattin Ali. Peki, bu romanın aslında tamamlanmamış bir serinin ilk kitabı olduğundan haberiniz var mıydı?
    && Bu kısımdan sonrası romanın gidişatı ve sonu hakkında önemli bilgiler içerir. Kitabı henüz okumayanların bu kısmı okumaması tavsiye edilir. &&

    Romanın sonuna baktığımızda yazar bize net bir son vermez, Yusuf’un Muazzez’i gömdükten sonra yeni bir hayata doğru yürüdüğünü belirtir. Bu bakımdan romanın sonu, yeni bir başlangıca göz kırpar.
    ‘’Bir kere daha dönüp geriye baktıktan ve ömrünün en korkunç senelerinin geçtiği bu kasabaya yumruğunu uzatıp tehdit eder gibi salladıktan sonra, atını ileriye, dağlara doğru sürdü. içindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.’’

    Bir diğer konu Yusuf’un roman boyunca bir yere ait olamamanın, hayatta ne işe yaradığının sorgulamasını yapması, ama bu sorulara bir cevap bulamaması. Muazzez, kitabın nihai yazılma amacı, Yusuf’un hayatının nihai anlamı değildir. Bunu da, Muazzez’in Yusuf’un hayatındaki yeri ile ilgili şu cümleden anlıyoruz:
    “Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez’in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları doldurabilecek mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. (…) Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu.”
    Bu cümle, Muazzez - Yusuf aşkının, Yusuf için yeterli olmadığını açıkça ortaya koyarken, bir yandan da Yusuf’un hayatta bir amacı olduğunu, ancak bunu henüz bulamadığını ima eder.
    Zaten Yusuf Edremit'i hiç sevmez, onu oraya bağlayan tek unsur Muazzez'dir. Muazzez’in tüm bu olaylardan sonra ölmesi, Yusuf için de yeni bir hayat olasılığını gündeme getirir. Muazzez'in ölmesiyle Edremit'te kalması için bir sebebi kalmayan Yusuf, yeni bir hayata doğru ilerler.
    Ayrıca, Yusuf evine gelerek karanlıkta sağa sola ateş edip Muazzez’i alıp çıktığı sahnede şöyle bir cümle geçer: ‘’Karanlık odada en küçük bir hareket bile yoktu. Ya herkes ölmüş, yahut korkudan bir köşeye büzülmüştü.’’ Bu da Yusuf’un düşmanlarının -en azından bir kısmının- ölmediğinin ve bu karakterlerin arasındaki hesaplaşmanın bitmediğinin, belki de sonraki serilerde birbirlerinden intikam almaya çalışacaklarının bir göstergesidir bana göre.

    Kübra ve annesi Yusuf’tan ayrılırken, Yusuf’un kendilerini bir daha asla görmeyeceğini söylerler. Daha sonra şu satırları okuruz:

    “Yusuf çok iyi bildiği bir şeyi söylüyormuş kadar katiyetle ve karanlık birtakım hislerin sevkiyle cevap verdi:

    “Belli olmaz… Görüşürüz…”

    Bu cevaba rağmen Kübra ve annesi roman boyunca bir daha hiç gözükmezler. Kübra ve Yusuf arasındaki ilişki, roman boyunca esrarengiz bir havada ilerler. Muazzez ve Kübra birbirlerinden hiç hoşlanmazlar, aralarında bir çekişme olduğu bile söylenebilir. Gitme kararını Yusuf’a açıklarken, Kübra yine “tuhaf” cümleler kurar. Yusuf’un Muazzez’i almaya gitme nedenini sorgular, giderse “kendisine yazık edeceğini, onun yolunun orası olmadığını” ve “artık dayanamayacağını” söyler, kendisi de evden ayrılma kararı alır. Bütün bunlar, Yusuf ve Kübra arasında görünenden daha derin bir bağ olduğuna işaret eder fakat Kübra ve annesi kitap boyunca bir daha görünmez. Belki de diğer seride Muazzez’ini kaybeden Yusuf bu sefer Kübra’sını bulacaktı. Ayrıca, Kübra’nın hatırası Muazzez ile evlendikten sonra da Yusuf’un aklını kurcalamaya devam eder. Yusuf onu hatırladıkça “halledilmemiş bir ukdenin peşinde koşan dimağının yorulduğunu hisseder” ve onunla “tekrar ve muhakkak” karşılaşacağına dair bir düşünce besler.
    Yaptığım araştırmalara göre, Sabahattin Ali’nin arkadaşlarından Cevdet Kudret, yazarın romanı üç cilt olarak kurguladığını, “ikinci cildin Çineli Kübra, üçüncü cildin de dağdan şehre inen Yusuf’u konu alacağını” belirtirken, Pertev Naili Boratav ise son ciltte karakterlerin Ankara’ya taşınarak buradaki toplum yaşantısı içinde var olacağını duyduğunu ifade etmiştir. Berna Moran’a göre ise, ikinci ve üçüncü ciltler yazılmış olsa, Kuyucaklı Yusuf’un hikayesi Yaşar Kemal’in meşhur İnce Memed’i gibi bir “eşkıya romanı” kurgusuna dönüşebilecek potansiyel taşımaktadır, ki benim görüşüm de bu yöndedir.
    Sabahattin Ali öldürülmeseydi belki de Kuyucaklı Yusuf gibi bir serinin yanısıra edebiyatımıza nice değerli edebi eserler bırakacaktı.