O bir yerdeydi, sense bir başka yerde. O bir psikoz içinde kaybolmuştu. Sınırlarının nerede olduğunu, kendisinin nerede bitip senin nerede başladığını bilmiyordu. Senin mutlu olmanı istiyordu çünkü kendisinin seninle aynı olduğunu sanıyordu. Bir
aşk deneyimi yaşamıyordu çünkü kendisinin kim olduğunu bilmiyordu. Senin deneyiminse çok farklıydı. İkinizin birbirinize derinden aşık olduğu, paylaşılmış bir romantik aşk halini yeniden yaratamazsın çünkü o aşk zaten hiç orada değildi.
Altüst olduğumu anımsıyorum. Ne kadar kısa bir sürede. Ne kadar çok kurgu yıkılıp gitmişti. Topluma uyumsuz ya da sömürgen terapist olarak kurguladığım Matthew sonsuza dek çekip gitmişti. Şimdi onun yerinde, kafamdan çıkmayan bir soru vardı: Bu ilişkide kim kimi sömürmüştü?
Sen ve Matthew, ikiniz de masum seyircilersiniz. Her biriniz aslında diğeriyle değil onun bir hayaliyle ilişki kuruyordunuz. Sen Matthew'a değil, onun senin için temsil ettiği kişiye aşık oldun: seni her şeyinle kayıtsız şartsız sevecek birine; kendini tümüyle senin mutluluğuna, rahatına ve gelişmene adamış birine; yaşlanmanı hükümsüz kılıp seni genç, güzel Sonia olarak sevecek birine; sana bağımsız olmanın acısından kurtulma fırsatı veren ve kişilerin kendi kendilerini düşünmedikleri bir birliğin mutluluğunu sunan birine.Aşık olmuş olabilirsin, ama kesin olan şu ki sen Matthew'u sevmedin; Matthew'u hiç tanımadın