Salih Erman

Salih Erman
@serma
6 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Sır, rastlantısal gibi görünen kargaşaya gizlenmiş bir vahiy olmakla birlikte kaotik dizilim evrendeki vektörel toplamın bir neticesidir ve izah edilebilir bir geometrisi vardır. Önemsiz data içine saklanan dolaysız kavrama dinamitleri, ilmi irfanı yeterli birine bugüne kadar sorulmuş ve sorulmamış tüm suallerin cevaplarını verebilir, evreni yok edecek butonu gümüş tepsilerde servis ettirebilir, yana yakıla Allah’ı ararken Ene’l Hak dedirtebilirdi...
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ortalama insanın bakış açısıyla değerlendirilen her mucize kaçınılmaz olarak müptezelleşir. Zira olağanüstünün kıymetli gözlere ihtiyacı vardır ve istisnalar haricinde insanınkiler fevkaladeyi seçebilmek şöyle dursun ekseriyetle kördür. Çoğu kerameti bir dinin saçtığı adi nurun düzmece parlaklığı altında görmek için hidayete adaymış gibi davransa da konu cennetin ucuz ve zevksiz vaatlerine bağlandığı için yalnızca mide bulandırır. Oysa bir ağacın rüzgarla birlikte sallanan dalları ve kendini oradan oraya atan yapraklarını okumayı bilen biri için her şeyin gizi deşifre edilmiş demektir. Fal da böyle değil midir? Kahve telvesinden yahut da bulutların akıp giderken aldığı şekillerden geleceği okumayı denemiyor mu kimisi? Hatta bazısı kabiliyetinin elverdiği ölçüde bir tolerans payıyla falına baktığı kişinin yedi ceddini asgari düzeyde bir hata ve sapma yaparak okumuyor mu? Yıldızlardan, kumdan, sudan, kemiklerden ve daha nelerden nelerden kehanet çıkarmıyorlar mı? İşte bu görebilmenin ilk adımına niyet edenlerin kendiliğinden gelişen ve hemen hemen hepsinin henüz neyin eteklerinde dolaştığını bilmeden elendiği aşamadır. Görebilmek vasfı bazen soydan gelir. Bazen kahır tarafından bilenir bu hassa... Ama çoğunlukla toplumu terk edenlere müjdelenir.
...gücün karanlık tarafı uzlaşmacı ve akla yatkındır. Son kertede ruhu satarak da olsa kurtulmak mümkündür. Ya Allah? Her şeye gücü yetmesine rağmen kurduğu ama teftiş etmediği bir terazinin insafı gölgesinde dönen dünyayı göbeği çatlayana kadar kahkahalar atarak izleyen muzır bir çocuktan başka nedir ki aslında? Onunla bir meseleyi çözmek katiyen mümkün olmadığı gibi son derece basit problemleri dolambaçlı yollara sürüp kendini sıyırmadı mı her defasında ve binlerce defa günahkar evlatlarına sırtını dönerek kaçtığı o çok üst düzey yalnızlığına ilelebet hapsedilmesinin zamanı çoktan geçmedi mi?
Ortalama bir dünya vatandaşına iyilik ile kötülük hakkında söylenebilecek şeyler sınırlıdır. Çünkü herkes özünde iyidir, iyilik arzular ve iyiliği herkes için diler ancak dünyada bu kadar fazla iyiliğin sığabileceği bir alan yoktur. Kimse buraya bir şeyi hak ettiği veya başardığı için gelmediğine göre giderken de teslim edilecek bir depozito umuduyla yaşamını sürdüremezdi. Kozmik yolculuk ve ilahi dönüşümle kıyaslanınca yaşam ne kadar manasız kalıyordu. Belki de Veli Demir’in farkına vardığı şey bundan ibaretti ve hakkı ararken yörüngesine doğru rüzgar edene dahi dehşet saçmasının sebebi, tesadüfen bu dünyada kendini bulan her şeyin aynı rastlantısallığın bir neticesi olarak bu dünyada kendini bir daha bulamayabileceğinin de bilincine ermesiydi. Bu korkunç aydınlanmanın can alıcı öznesi olmak elbette kolay değildi. Muhteşem acılar çekerek hissizleşmek ve kendini sosyal hayattan çıldırma raddesine gelene kadar çekmek icap ederdi. Zaten insanı soysuzlaştıran şey toplumsallaşmanın kendisi değil miydi? Aralarında duvar olmak koşuluyla birkaç metre mesafede yaşamayı kabul eden bir türün kendini güvende hissetmek için yaradılışındaki hangi hassaları yarı yolda kesip attığını düşünsenize... Yan komşuya güvenmek zorunda kalmak ne berbat bir düzen... Anlaşmazlıkları mahkemelere götürmek, hastaları hastaneye, çocukları okula... Son birkaç bin yılda milyonlarca yıllık evrim yolculuğu nasıl da geri sarıyor. Şu ana kadar çoktan düşünce hızıyla seyahat edebiliyor, telekinetik eğilimler gösteriyor veya telepatik lisanla ağaçları duyabiliyor olmamız gerekliydi. Nihayetinde beden dediğimiz et parçasından kurtulup hakikati görmek, koklamak, işitmek, tatmak ve dokunmaktan da öte bizatihi bizi hakikatin kendisine dönüştürecek yolları toplumsal sözleşmeyi kabul ederek tıkadık.
Yeterince bol zamana sahip olan bir yokluğun yeterince bol denenmiş bir tesadüfler zinciri sonunda kendini varlık olarak her yere saçmasındaki tanrısallığı görebilmek hidayete ermektir. İşte insanın sorunu da budur. O bütün evrenin hep birlikte ve büyük bir coşkuyla çıktığı mukaddes yolculuğu maymundan gelme fikrine indirgeyerek maymuna döndü.
Alıntı