Fenomenolojik tavır bize ne öğütler? İçimizde bir okuma gururu oluşturmamızı ister; bu gurur bizde, kitabı yaratan kişinin uğraşına katıldığımız yanılsamasını uyandıracaktır. Böyle bir tavra, yaptığınız ilk okumada kesinlikle varamayız. İlk okuma fazlasıyla edilgenlik içerir. Okur ilk okumada çocuktur biraz, okuyarak oyalanan bir çocuk. Ne var ki her iyi kitabı bitirir bitirmez yeniden okumaya koyulmak gerekir. eskiz denilen ilk okumadan sonra, gerçek okuma uğraşı gelir. Yazarın meselesinin ne olduğunu bilmek gerekir. İkinci okuma, üçüncü okuma... bize yavaş yavaş bu meselenin çözümü konusunda bir şeyler öğretir. Farkında olmadan meselenin de, çözümün de bize ait olduğu yanılsamasına kapılırız. Okuma fenomenoloğu şu psikolojik ince ayrımı getirir ve bize, “şöyle yazmamız gerekirdi” dedirtir. Bu ince ayrımı yakalayamadıkça, psikolog ya da psikanalist olarak kalırız.
Çocuğun sıkılarak geçirdiği saatlerin olması, abartılmış oyunun ve nedensiz sıkıntıların, saf sıkıntıların diyalektiğini tanıması iyidir, sağlıklıdır. Alexander Dumas anılarında, canı sıkılan, gözlerinden yaşlar boşanacak kadar canı sıkılan bir çocuk olduğunu söyler. Annesi onu can sıkıntısından ağlarken bulduğunda, şöyle sorarmış:
-İyi ama Dumas neden ağlıyor?
-Dumas ağlıyor, çünkü Dumas'nın gözyaşları var, diye cevaplarmış altı yaşındaki çocuk.