Okuduğuma çok çok memnun oldum Barbarları Beklerken'i. Onunla ilgili içime oturan şeyleri bir yerlere yazmadan da yeni şeyler tüketemediğimi fark ettim. Çapraşık cümlelerimi buraya bırakacağım. Eğer okursanız size zahmet düzeltiverin.
İsmini bilmediğimiz bir imparatorluğun ismini bilmediğimiz bir sınır kasabasında, bilmediğimiz bir yılda geçiyor ve evet, kahramanımızın da ismi yok, biz ona Sivil Hakim diyoruz. Kitap geçen aylarda okuduğum Tatar Çölü ile fena halde benzerliğe sahip ki ilk önce onu okuduğum için de ayrıca mutluyum. Barbarları Beklerkenin yazarı Coetzee Tatar Çölünden etkilenmişse de her ikisinin de Kavafis'in yine Barbarları Beklerken isimli şiirinden etkilenmişler (kaynak @naime_erkovan ).
Her iki kitap da oldukça sert ama Coetzee dozunu biraz fazla kaçırmış. İşkenceler, sert iç hesaplaşmalar, ırkçılık, sömürgecilik. Bi de bunlar haricinde de ufak tefek anlatılarda hep rahatsız edici anlara, rahatsız edici ifadeler kullanılarak odaklanılmış (cümleyi toplayamadım aaa). Fakat buna rağmen çok büyük bir okuma zevki veriyor, iyi işlenmiş bir dil kullanılmış.
Kitabı bitirdikten sonra filminin de olduğunu gördüm. Uyarlama filmlere göre bence çok iyi olmuş ama tabii ki eksik. Bu kadar içsel hesaplaşmaların, bir nevi bilinç akışının olduğubir eseri filme uyarlamak kimin fikriydi sorarım size. Sinematografik olarak gerçekten güzel olsa da sahnelerde "hakim burda içinden şöyle düşünüyo" filan diye kendimce doldurmalar yaptım durdum. Neyse, filmi izlemeyin bence. Ama kitabı okuyun. Ya da daha iyisi önce Tatar Çölünü okuyun. Ama önce şiiri okuyun. Belki de okumazsınız. Tşkler.