June kendi tecrübeleriyle, kendi hazineleri ve kalp kırıklarıyla ağzına kadar dolu bir kutu vermişti. Kendi suçlulukları ve hazları, zaferleri ve kayıpları, değerleri ve önyargıları, görevleri ve kederleri.
Nina da hayatı boyunca tüm ağırlığını hissederek bu kutuyu taşımıştı.
"Keşke daha iyi bir adam olsaydım." dedi. "Ama hiç beceremedim. Bazen gerçekten de denedim. Ama ne bileyim, domuza ruj sürmek gibi bir şeydi. Bazı insanlar boktandır işte. Ben de onlardanım."
Ona ailenin ister kan bağıyla ister şartlar dolayısıyla ister de tercihlerle olsun kurulan bir şey olduğunu, bizi bağlayan şeyin ne olduğunun önemi olmadığını öğretmişlerdi. Önemi olan tek şey birbirimize bağlı olmamızdı.