Aşk, iki kişinin mutlak kavuşmasından çok, aralarında var olan boşluğun, eksikliğin senfonisidir. Aynı sazın gövdesinde titreşen iki tel misali, aralarında hep bir mesafe kalır.
Gerçek karşılaşmalar hem nadir hem geçicidir. Bazen bir bakışta, bazen bir sessizlikte yaşanır; ama o anlar bile tam bir kavuşma sayılmaz. Ne kadar yakın olursa olsun, kimse kimsenin "bir"i, biricik anlamı ya da tamlayanı olamaz.
Ayrılık acısını ilahi aşka dönüştüren kişi için her arayış bir ibadet her gözyaşı bir zikirdir. O artık sadece özlem duymaz; özlemin kendisini yaşar, onu varlığın özüne yerleştirir hatta ona dönüşür. Arzu burada bir boşluğu doldurma isteği değil, bizzat boşlukta kalmaya razı olma cesaretidir.