İnsanı dilsiz bırakan bir acı, ayrılık...
"Kapı açmak, içinden geçip gitmeyi vaat ediyor. Oysa ayrılığın içinden tümüyle çıkamamış biri olarak yapabildiğim tek şey, beraberce bakalım diye bir pencere açmak oldu." diyor Tuba Karacan. İyi ki bir kapı değil de pencere açmış bana kalırsa.
Ayrılık okumasındaki bu şefkatli eşlikçiliğini çok sevdim zira.
Kitap, her ne kadar bir inceleme kitabı da olsa ele aldığı konu itibariyle bunu salt teorik zeminde yapmıyor. Gönlüne usul usul dokunan cümleleriyle de şefkatli bir yapı sunuyor. Ayrılığa giden yolu okumak için aşk, bağlanma, ayrışma, bireyleşme temalarına bakıyoruz öncelikle. Ardından ayrılıkla gelen yas, ruhsal acı ve yalnızlığı okuyoruz. Bölüm sonlarına yerleştirdiği konuya ilişkin film okumalarıyla, sanatın farklı dallarına yaptığı atıflarla kitap, insandan ayrı değil onunla birlikte yol alan organik bir yapıya bürünüyor. Okurken ben de sıklıkla şarkılarla eşlik etme ihtiyacı hissettim. Kitap sonuna yerleştirdiği ayrılık sözlüğü de okuru bu yolculuk sonunda tutan bir zemin hazırlıyor.
Yazar, veda etmenin ne kadar zor olduğunu ben de bu kitabı yazarken talim ettim diyor. Sanırım ben de okurken buna dışardan bakma şansı yakaladım.
Birhan Keskin'in bir şiiri bu kitabı okurken hep dilimdeydi:
...
Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın,
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu,
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar
bütünü olduğunu,
bütün bunları sana nasıl anlatacağım?
...