bi-hakk-ı hazret-i mecnûn izâle eyleye hak
serimde derd-i hıredden biraz eser kaldı
allah, hazret-i mecnûn hatırı için, başımda birazı kalan akıl derdinin eserini gidersin*
bir seher vaktinde kuş cıvıltılarının latifliğini ilk kez bu kadar yakından duyumsuyorum. sesleriyle pencerelere dolarak ve benim içimden taşarak şavkıyorlar. neredeyse bir yıldır aynı yurt odasında kalmama karşın ses’lerinin mâhiyetinin ilk defa bu denli inkişâf etmesi ise şaşılacak şey. böyle tesirli bir tesbihin vuku bulması o’ndan şümullü bir tecellinin gerçekleştiğinin mi alâmeti. kökleriyle gökyüzüne uzanan çınar ağacı da bir başka görünüyor zirâ. şairin “beşerin üzerine gökten bir dindirişin serpilmesi” dediği tecelligâh burada olmalı ve üzerinde durmalı.
yağmur müjdesi ile biten lâkin ilk dört beytinde sevdâ, sabâ, cânân, küfür ve imân ile bütün bir hayatı ihâta eden gazeli tekrarladılar:
sünbülün râyihasın turra-i cânân getirir
lutfeder bâd-ı sabâ derdime dermân getirir
ben derim nükhet-i zülfün getir ey bâd-ı sabâ
o gider bâşıma sevdâ-yı perîşân getirir
ben derim kâsıda git nâmeyi cânâna ilet
o gider sür’at ile katlime fermân getirir
küfr-i zülfün ‘urefâ rehzen-i îmân dediler
o nice küfr idi yâ rab gören îmân getirir
sâbitâ gam yeme kim her mihnet içinde lezzet
gökyüzü ebr-i feşân bağlasa bârân getirir
zarf veya dil ustalığı, bir iletişim ve etkileme aracıdır ama asıl cevher mazrûftadır. mazrûf hafif veya zayıf kalırsa o haber bir manzûme olur. mazrûf, ruh ve duygu dünyamızda derin akisler uyandırıyorsa işte o şiirdir. çünkü derin ve asil bir çileyi yaşamış olan insan yani şair oradadır, mazrûf ile özdeştir.
kuş ölümlüdür sen uçmayı hatırla*
“kim vurduya gitti aşkımız fâili meçhul değilse nefsi müdâfaadır
ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende
kavgamızın tek seyircisi bu şehir
söyle sevgilim sen söyle
akan kanımızın hesabını kime soracağız?
kim toplayacak gözyaşlarımızı?
kim koyacak sevgiyi içimize?
sen aşka inanmazdın, sen inanmazdın
ben maviye inanırdım
boynumdaki yorgun damarların mavisine
beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine
denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım”