Bir süre seyrediyorum seni, o kadar masum, o kadar kaygısızca ve olanca sakinliğinle toprağı kucaklarken ve dayanamayıp ılık kollarına bırakıyorum kendimi. Sonbahar yağmurlarındayım, ve yine sendeyim, saçlarımı okşamanı özlemişim ve kendimi bana yabancılaştıran ıslak sokaklarda yürüyorum. Sen çoğalıyorsun, yağmur damlaları tenime ulaşıyor bir süre sonra, bense direnmiyorum bile, teslim oluyorum sana. Gün ışığı görmemiş isyanlarımı alıyorum sol yanıma, yağmur tanelerinin sevgi dolu saldırısı altında. Hayal kırıklıklarım eşlik ediyor yağmur altındaki yürüyüşüme, pişman olmadığım yaşanmamışlıkların acısı düşüyor gözbebeklerime, kaybettiğim ve asla yeri dolmayacak güzelliklerin gölgesi var ardımda... Bir ölüm sessizliği var sanki sokaklarda. Onca gürültüye inat ve kimse dinlemek istemiyor o yağmur sesindeki melodiyi benden başka. Bir gece kaybettiğim düşlerimle birlikte otuzbeş yılın anısı da alıyor yerini yine yanımda. Sefilliklerim, saçmalıklarım, yıkıp, yakıp, darmadağın ettiğim dostluklarım, ruhlarını örseledikçe aslında kendi ruhumdan parçalar bıraktığım arkadaşlarım, bitmez tükenmez, son bulmaz sorhoşluklarım, ruhlarına korku saldığım insanlar da ıslanıyor benimle birlikte İstanbul sokaklarında.
Yalnızlığımda giriyor koluma yine ıslanırken ve kulağıma yalnız olmadığımı fısıldıyor sessiz bir çığlıkla ve ekliyor, nerede olursan ol asla mutlak bir yalnız olamayacaksın, mutlak yalnızlık hayatın bir yerinde sadece "bir hiç" olabilenlere mahsustur.
Başarabilirim biliyorum, "bir hiç" olabilirim. Herkesin benden çok şey beklediğini bilip de, ben işe yaramazın tekiyim diyebilirim ve bunu ruhumda, damarlarımda, yüreğimde, beynimde sonuna kadar hissedebilirim.
Başarabilirim biliyorum, "bir hiç" olabilirim. Bütün gerçekliği ile ve tam anlamıyla dibe vurup, asla ve asla