• “Işık hızıyla yaşanıyor her şey
    ama yavaşlatılmış biçimdeki aşk, sanat ve hayat kalıcı olacak sadece. Uygarlığı hız ve gürültü değil
    yavaşlık ve fısıltı yapıyor. Öfkemiz bile sakin olmak zorunda artık.”
    [ İlhan Durusel ]
    🎙 Sedat Anar
    https://youtu.be/wk0WZP95vA4
  • Sessiz bir ağıt yaktım bize
    Yas'ını her dakika hergün tuttum.
    İhanetini hissettiğimde ,kalbimden vurulmuştum.
    Kalbim öylesine bir acıyı çekerken
    Gözlerimi sımsıkı kapatarak ,gözyaşlarımla beraber acımıda içime hapsettim...
    Kıymet bilemeyişine ağıt yaktım.
    Sevdamıza kıymet bilemeyişine...
    Sana olan inancıma kıymet bilemeyişine.
    İhanetini asla unutamayacağım.
    Oysa ki ben seni bedelsiz sevmiştim,ama yanıldım.
    Muazzez
  • Kâbil’in eli, Hâbil’in kanına bulandığı günden beri,

    Adem’in çocuklarının damarlarındaki kanda,

    acı düşmanlık zehri dolaşmaya başlayalıdan beri,

    İnsanlık öldü!

    Adem diri olsa da…!

    Kardeşleri, Yusuf’u karanlık kuyuya atalıdan beri,

    Baskı, zulüm ve kanla Çin Seddi’nin duvarları yükseleliden beri,

    insanlık ölmüştü!

    Sonra dünya insanlarla doldu…

    Ve bu değirmen döndü, döndü…

    Adem’in ölümünden sonra asırlar, asırlar geçti.

    Yazık!

    İnsanlık bir daha geri dönmedi!

    Asrımız,

    insanlığın ölüm çağıdır!

    Dünyanın sinesi iyiliklere kapalıdır!

    Özgürlükten, doğruluktan, vefadan… söz etmek aptallıktır.

    Musa’dan, İsa’dan, Muhammed ’den söz etmek yersizdir?!

    Asrımız,

    insanlığın ölüm çağıdır!

    Ben, bir gül dalının solmasından,

    hasta bir çocuğun sessiz bakışından,

    kafesteki bir kanaryanın inleyip sızlamasından,

    zincirlere, prangalara vurulmuş birinin üzüntüsü yüzünden

    -idam sehpasında asılmak üzere olan bir katilin bile-

    gözleri yaşlı, kızgınlığı boğazında düğümlenen biriyim.

    Bir yaprağın kurumasından bahsetmiyorum.

    Ah, yazık; ormanları çöle çeviriyorlar!

    Kanlı ellerini,

    halkın gözleri önünde saklıyorlar!

    Bu namertlerin insana reva gördüklerini,

    hiçbir hayvan diğerine yakıştıramaz!

    Bir yaprağın solup pörsümesinden bahsetmiyorum.

    Kanaryanın kafeste can verişinin ölüm olmadığını farz et.

    Dünya üzerinde bir gül dalının bile yetişmediğini farz et.

    Ormanların ta yaratılıştan beri çöl olduğunu farz et.

    Bütün bu musibetlere, sabırla direnen insanlar arasında,

    sevginin ölümünden, aşkın tükenişinden söz edilmektedir.

    Dillerde dolaşan, insanlığın ölümüdür!

    Ferîdûn-î Müşîhîr
  • Hayattaki hiçbir şeyin bitip tükenmeyeceğini yüzünde asılı duran hüzünden öğrendim.
    Adın yoktu, adını ben koydum:
    Hüznümün Arka Bahçesi.
    Neden?
    Çünkü dün
    bir çingenenin elindeki gazetenin,
    cinnet getirmiş üçüncü sayfasında sarılı duruyordun.
    Seni buldum.
    Seni, yüzündeki şaşkınlıktan buldum.
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi
    Ilk defa Perec okuyorum ve sanırım doğru kitapla başladım ve bu adamı okumaya devam edeceğim ..

    "Uyuyan adam " aslında dünyada "uyudu"ğumuzu hissettiriyor ..sorgulamadan sorgulattırıyor bize ..o umrumda değil dediğinde sizde 'umur" larınızı yokluyorsunuz usulca ..

    Etrafına bakışı sizi de bakmaya yöneltiyor içtiğiğiniz kahve fincanı ve yarım sigaranızdan ,okuduğunuz kitaplara. .
    Bir ağaca (ki hiç bir zaman sahip olamayacağınız ) kedilere ,köpeklere ..insan hallerine boş koşuşturmalarımıza ,otomatik el sıkışmalarımıza ,sahte dostluklara..kimliklerimize ?içimizin _dışa vuran maskeleri ve .önünüze koyulmuş yaşam kurallara (kim koyar bu kuralları ?) ..
    SAT RUHUNU ŞEYTANA !! demek geliyor okurken içinizden ..

    Planlanmış bir hayatı yaşamak ..
    Her şeyi kalıbına uygun yaşamak..
    Tüm duyguları derinlere gömmek için mi VARIZ ? ...

    öyleyse eğer ..
    çoktan ölümümüz için ağıt yakacak kadınların arasında kendimize de bir yer bulalım , bizde bir başkasının cenazesinde "planlı programlı " ağlayalım. .

    Ya da uyuyalım.

    Kendi sessiz odalarımızda. .
    Tavan aralarında ...

    Dip not...
    Perec güzel kelimeler kullanan 'şiir"sel bir yazar ..
    Tam "sevdiğim " gibi. .
    Ve kıvamında ..
    Diğer kitaplarıyla yola devam ..
    Sevgiler ...
  • 380 syf.
    ·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
    *Çok sürprizbozanlı manzum BTÜ incelemesi

    Kitap bir ağıt gibiydi. Ancak bu ağıt ajitasyona dayalı dramatize edilmiş fantazyalardan değil, Çukurova topraklarında ekmeğinin peşinde perişan olanların ağzından alınmış bilgilerle oluşturulmuş bir ağıt. Ki yine de eksik kalmış olacak ki Orhan Kemal kitabı kahvehanelerde ırgatlara okurken ırgatların yorumu "Az bile yazmışsın." gibisinden bir yorum olmuş.

    Büyük oranda diyaloglara dayalı olan, anlatıcı-yazarın pek görünmediği; anlatımın karakterlere bırakıldığı bir roman olmuş BTÜ. Kitapla ilişkim ilginçti: Elime alınca su gibi akıyordu ama onu okumak için derin bir arzu duymadım hiç.

    Ne demiştik, ağıt demiştik. Ben de şekil olarak da ağıda benzesin diye manzum şekilde özetlemek istedim hikayeyi.

    Bereketli Topraklar Üzerinde

    Bir varmış bir yokmuş.
    Üç arkadaş yola koyulmuş
    Biri Yusuf, biri Hasan, öbürü Ali
    Üçünün de derdi, hedefi belli:
    Çalışıp hakkıyla toplamak para
    Beklediler Ç. köyünün garında
    Çukurova'ya vardıracak olan treni

    Trende tanıştılar iki adamla
    Biri toy bir delikanlı öbürü usta
    Sözleştiler beraberce bir fabrikada
    Kollamak için birbirlerini ama
    Herkes sallıyordu tutturan yoktu
    İstikamet şehirdi, sınama çoktu

    Memleketlimiz zengin, kol gerer bize
    Gibi komik düşlerle düşüp peşine
    On bildiğinin onu da yanlış olan Yusuf'un
    Yattılar kapısında fabrikaların
    İki yalvar, üç çırpın, bedeller verip
    Girdiler fabrikaya üç kişi, mutlu
    Biri kaldı içeride, fabrika yuttu

    Köse Topal namı; tefeci, dinci, kene
    Tek gailesi para dizmek para üstüne
    böylelerine Allah "hidayet" versin denir
    Hidayet gelmese bile onun oğlu yetişir
    Kızı ondan toka bekler dururken köyde
    Köse Hasan öldü burada yalnız başına
    Dostları yanaşmadı dirisine, naaşına

    Kovulunca fabrikadan Hasan'ı yalnız koyup
    Girdiler inşaata Yusuf ve Ali
    Tek dertleri ekmek; birlik, kardeşlik hep laf
    Sağ bildiler gurbette yalnız ölen Hasan'ı
    Yusuf usta oldu burada bir ustadan el alıp
    Ali harap oldu burada bir Fatma'ya yanıp
    Kapıp kocasından Ali Fatma'yı çekti gitti
    İnşaat iki dost için artık son dönemeçti

    Pehlivan Ali bu, gönlü gezgin konmuyor
    Yeni bir avrat görsün öbürünü anmıyor
    Fatma pişman kocasını koyup gittiğine
    Ali gibi bir toya avratlık ettiğine
    Aptal kızına yandı Ali, unuttu Fatma'sını
    Fatma bu, zorlu avrat, kalmaz geri sırada
    Zorlu ama pek toy daha hemen kanıp gavura
    İntikam almak için hop atladı ahıra

    Sonra Fatma bir düzenle ayrı düştü Ali'den
    İyice beter oldu, medet umdu veliden
    Ali de farksız değil ayrı düşünce yardan
    Aptal kızı değil Fatma çıkmaz oldu aklından

    Küçük Ağa, Büyük Ağa, ırgatbaşı bir düzen
    Çöktü ırgat başına kanını emdi tümden
    Günde yirmi bir saat, kırpılmış paydoslarla
    Ağızda kurtlu ekmek, kaşıkta yağlı çorba
    Zeynel nam bir ırgat, bre gardaşlar dedi
    En çok biz çalıştık ama hep onlar yedi
    Diye örgütlemek, aymak ister ırgatı
    Irgatbaşı elbette bundan pek hoşlanmadı
    İlk fırsatta kaydırdı Zeynel'in ayağını
    Sessiz, korkak ırgat da buldu tam layığını

    İlk izinde Pehlivan, Hidayet'in oğluyla
    Yanarken Fatma için vardı bir geneleve
    Her kadını aşk bilen bizim Pehlivan Ali
    Burada da bir yosmaya tuttu gönlünü verdi
    Var benimle köye gel deyip vaatler verip
    Allı'yı da Fatma gibi bağladı yüreğine

    Bir punduna getirip dışta koyup Zeynel'i
    Zeynel'in zor işine koşuldu Pehlivan Ali
    Güçlüdür, kuvvetlidir, işin altından kalkar
    Deseler de bu işler öyle kolay olmuyor
    Diye uyaran ustaya hiç kulak asılmazken
    Daha ilk iş gününde makineye kapılıp
    Göçtü aramızdan gencecik Pehlivan Ali
    Ardında yaşlı koydu üç dört tane dilberi

    Bir tek Yusuf kaldı üç arkadaştan arta
    Bir tek onu bulmadı arıza bir durum, varta
    Çünkü Yusuf bilgiçti, emmisi vardı onun
    Şehir görmüş adamdı, yeğenini de aydı
    Emmisinin lafından, izinden çıkmayarak
    Vardı köyüne Yusuf bir duvarcı olarak
    Yılan gibi tıslayan bir gazocağı ile
    Geldi köyüne üstü başı şehirliden hallice

    Ne kaldı şimdi bize bu kitaptan bir mesel
    Gariban çalışır da ekmeği kodaman yer
    Eğer işçi, emekçi bir olmazsa yok olur
    Bitmez ağlayanı hiç, sızlayanı çok olur