"Tek bir sözüne dünyayı yakarım,” dedim ve sağ elimi sol yanağına kapattım. “Uğrunda hiç düşünmeden canımı yok sayarım...” Ağzını konuşmak için açınca, başparmağımı dudaklarına getirdim kesmesin diye. “Ölmek sorun değil,” diyerek gülümsedim. “Ölüm benim diğer adım.” Gözlerinde "Böyle konuşacaksan konuşma, " dercesine bir hüzün vardı. Hevybanû, öleceğime, onsuz da olsam çok uzaklarda yaşamamı tercih ederdi muhtemelen. Bense tam tersi; bir saniye de olsa onunla olsun isterdim. “Ama Hevybanû, senin için çok yaşarım. Kirpiğine...” Yüzündeki elimin parmak uçlarını sol gözünün kirpiklerine değdirdim. Gözlerini yumdu usulca. “Kirpiğine tek bir damla yaş değmesin diye yaşarım...” Çünkü biliyordum ki, Hevybanû’ya bir acı da ben yaşatırsam, gözleri hiç kurumazdı. “Şimdi sen kalk, istersen İstanbul dilinde; ‘Alp Aslan bana âşık oldu, beni seviyor,’ de...” Gözleri jet hızıyla irileşmiş bir şekilde açıldı. “İstersen Ankara diline çevir; ‘Bana abayı yaktı,’ de. Hangi dilde ne dersen de...” Sesli bir nefesle başımı iki yana salladım.
“Ama kendine en çok; ‘Alp Aslan’ın varacağı son durak benim,’ de!” Kaşlarımı havalandırıp, yüzüne bir iki saniye dik dik baktım. Canlı da olsa cansız da olsa varacağı son durak, benim göğsüm de...” diyerek sol elimi kalbinin üstüne kapattım.