Artık hava kararmaya yüz tutmuş, güneş, bahçeden yarım versta uzaklıktaki küçük, kavak korusunun ardında gizlenmeye başlamış ve koruluğun gölgesi hareketsiz tarlaların üstüne düşmüştü. Koru boyunca uzanan kararmaya başlamış dar yolda bir köylü, beyaz atını tırısa kaldırmış gidiyordu. Gölgede olmasına karşın, omzundaki yamasına kadar iyice seçiliyordu. Atın ayakları hoş bir ritimle görünüp kayboluyordu. Koruyu diğer yandan aydınlatan ve sık dalların arasından geçen güneş ışıkları, kavakların gövdelerini öylesine sıcak bir aydınlığa boğuyorlardı ki kavaklar çam ağaçlarını andırıyor, yaprakları da neredeyse mavi renge bürünüyordu. Korunun üzerini akşam güneşiyle hafif kızılacak soluk mavimsi gökyüzü kaplamıştı. Geç kalmış arılar leylakların üstünde tembel ve uykulu bir halde vızıldıyorlardı. İyice ileriye uzamış yalnız bir dalın üstündeki böcekler küme halinde kaynaşıyorlardı. Tanrım, nasıl da güzel!
Önceleri gençler öğrenmeye çalışırlardı, cahilliklerini yenmek için ister istemez uğraşıyorlardı. Şimdi ise, her şey saçmalık, demek yetiyor. Bu kadar yetiyor. Gençler de bundan memnun. Aslında önceleri yalnızca gevezeydiler şimdi birden nihilist olup çıktılar.