Evin penceresinden dışarıya bakar
Lakin yüzünü gösteren pencereye bakamaz
O masum pişmanlıklarla dolu
Hep içinde yalnızlığın yeşermeyen otlarını eker durur
Etrafındaki geniş dağları gün içerisinde sürekli izler
İçindeki yüksek dağları izlemeye gelince yorgun bir çocuk
Bilgilidir de
Terazinin ağır kesesinde duran bir bilgiyi ruhunda taşır
Görmek istemez
Sıradanlığın içinde milyonlarca yıl kürek çekmiştir kendisi
Kendi kendine kasaplık yapar
İnsanlara iyilikler, bilgelikler aktarırken
Kendini yalnızca bir deriden ibaret sanar
Pişmanlıkları geride bırak artık deriden ibaret adam
Sigaranı yak heybetli dağlarla karşılıklı karşılıksız
Kendini içinde o cevhere bırak
camlar kararır ardında kış akşamları
anlaşılmaz maviler büyük eflatunlar
jiletin yansımalarıyla şubat rüzgârı
içinde bir insan gibi büyür korku
siyah pelerinli/ sakal bıyık duman
duvar diplerinden sızar gece yarıları
bir şehir bitmeden öbürü başlamıştır
birinin garında öbürüne inersin
bunda yağmur yağar öbürünün bulutları
iki ayrı şehirde birden mi yaşıyorum
iki ayrı insan olarak aslında aynı
orada vurulanın burada mezarı