Bugün Şeker Portakalı filmini izledim. Film bitti ama etkisi hâlâ içimde.
Zeze'nin hikâyesini izlerken aslında sadece bir çocuğu değil, sevgiye aç büyüyen nice insanı gördüm. O kadar zeki, o kadar güzel bir çocuktu ki... Ama sevgisiz büyümenin yükünü taşıyordu. Belki de yaramazlıklarının altında sadece görülmek, anlaşılmak ve sevilmek isteyen küçücük bir kalp vardı.
Filmin en çok dokunan yanı ise, Zeze'ye "Seni seviyorum." diyen ilk kişinin ailesi değil, sonradan tanıştığı Portekizli adam olmasıydı.
O sahnede sadece Zeze'ye üzülmedim; biraz da kendime üzüldüm.
Yedi kardeş olduğumuz için aile sevgisi hepimize eşit yetmedi. Belki bu yüzden çocukluğumdan beri sevilmenin, değer görmenin ne kadar kıymetli olduğunu hep derinden hissettim.
Bazı filmler izlenip biter. Bazılarıysa insanın yıllardır sessizce taşıdığı yaralara dokunur.
Şeker Portakalı da benim için tam olarak böyle bir filmdi.