"Ben ki sezgilerimle gurur duyardım!.. Ben ki yeteneklerimi beğenirdim! Ablamın sınırsız iyi niyetini küçümser, ayıp ve anlamsız bir şüphecilik içinde kendime hayran olur dururdum... Bunu fark etmek ne kadar küçük düşürücü!.. Nasıl da küçük düşürücü!.. Aşık olsaydım bundan daha sefil bir körlük içinde olamazdım. Ama aptalca hatam aşk değil gurur oldu. Daha tanışır tanışmaz birinin tercihi olmaktan hoşlandım, öteki tarafından ihmal edildiğime gücendim; her ikisi hakkında da önyargılı ve cahilce davrandım, aklı bir kenara bıraktım. Meğer bu ana kadar kendimi tanımıyormuşum."
Yine de şaşkınlığı çok büyüktü ve kendi kendine tekrarlayıp duruyordu: "Niye bu kadar değişmiş? Bundan ne anlam çıkabilir? Hareketlerinin bu kadar yumuşaması benim için olamaz. Hunsford'daki sözlerim böyle bir değişiklik yaratamaz. Beni hala seviyor olması imkansız."
"Daha en başta, hatta sizi gördüğüm neredeyse ilk anda tavırlarınız beni küstah, burnu büyük ve başkalarının duygularına bencilce dudak büken biri olduğunuza inandırdı, size kızgınlığım öyle doğdu ve sonraki olaylarla ağır bir hoşnutsuzluğa dönüştü; sizi tanıyalı bir ay olmamıştı ki dünyadaki son erkek olsanız yine de hiçbir kuvvetin beni sizinle evlenmeye ikna edemeyeceğini hissettim."
"Yeterince konuştunuz madam. Duygularınızı gayet iyi anlıyorum; şimdi sadece kendi duygularımdan utanmak durumundayım. Bu kadar zamanınızı aldığım için beni bağışlayın ve sağlık ve mutluluk dileklerimi kabul edin."