Herhangi bir şeyi sınırlandırmak çok güçtür. Dünyayı, yaşamı sınırlandıramayız. İyi kabul ettiğimiz, güzel, tatlı dediğimiz birçok davranışta, duyguda yabanlık vardır. Örneğin tutkuda; müzikte. Seçme hakkın vardı oğlum. Ve sen bu hakkı kullandın.
Burada oturup 'Ay ne kadar güzel,' deyip sonra parmağımızı kıpırdatmadan Hampstead'e dönerek her zamanki gibi eve gidip yıllardır yaptığımız ve yıllar boyunca yapacağımız gibi akşam yemeğini ve balığı hazırlamayalım. Aslında, bunun bir sonu yok. Bir sonu olmayacak. Bu yüzden bir mola olmalı, kısa bir ara olmalı... herkesin iyiliği için. Yani uzaklaşmak ve azıcık mutlu olmak aslında bencillik olmaz, çünkü çok daha iyi bir halde geri döneriz.
Bu masum çocuğun ağzından bütün bu küçük aile sırlarını kolayca aldığı için neredeyse utanmıştı, çünkü anlattıklarının bir yetişkinin ilgisini çekmesinden gurur duyan Edgar yeni arkadaşına sonsuz güven gösteriyordu. Dolaşırlarken Baron kolunu omzuna atmıştı ve herkesin içinde bir yetişkinle böyle bir samimiyet içinde yürünebildiği için çocuk kalbi büyük bir gururla çarpıyordu. Yavaş yavaş çocuk olduğunu kendisi de unutarak bir yaşıtıyla berabermiş gibi çekinmeden, rahatça gevezelik etmeye başladı. Konuşmalarından Edgar'ın çok zeki olduğu ve yetişkinlerle fazla vakit geçiren hastalıklı çocukların çoğu gibi zamanından önce olgunlaştığı, bir de tutku derecesinde ilgi veya soğukluk hissedebildiği anlaşılıyordu. Hiçbir şeyle ilişkisi sıradan değildi, her insandan veya her nesneden ya büyük bir hayranlıkla ya da yüzünü buruşturup neredeyse çirkin ve kötücül bir şekle sokacak kadar şiddetli bir nefretle söz ediyordu.