Başka kültürleri tanıyan biri, içine doğduğu ortama dışarıdan bakmaya başladığı için, pek çok konuda daha az dayatmacı, daha hoşgörülü, daha çok yönlü biri haline dönüşüyor.
İnsan dediğimiz bu muhteşem varlık "𝐛𝐞𝐧" bilinci içinde en azılı canavardan daha canavar olabildiği gibi, "𝐛𝐢𝐳" bilinci içinde meleklerden daha sevecen ve yardımsever olabiliyor.
Hayatın bir hafızası vardır; ne alkışa ihtiyaç duyar ne de bağırarak haber verir. Sessiz çalışır, derinden işler. Kalbini incittiğin birinin sessizliği yıllar sonra karşına farklı bir sınav olarak çıkar; bir gün hiç beklemediğin anda gördüğün iyilikse, vaktiyle kimse görmezden yaptığın küçük bir iyiliğin sana dönüşüdür.
İnsan çoğu zaman kendini temize çekmek ister: "Ben öyle demek istemedim, öyle olsun istemedim." Oysa vicdanın terazisi kelimeleri değil, davranışları tartar. Kırdığın kalbi " şakaydı " diye hafifletemezsin; görmezden geldiğin birini "yoğundum" diyerek geri kazanamazsın. İyiliğin de kötülüğün de iz bırakma biçimi vardır; biri kapı açar, diğeri duvarı örer.
Asıl mesele, başkalarının hatası değil; kendi payımıza düşeni görme cesareti. Çünkü hayat herkese şu soruyu fısıldar: " Ne ektin ki , ne biçiyorsun?"
Cevap çoğu zaman ortadadır; sadece kabul etmek zordur. İyilikte ısrar etmek, sabırla düzeltmek, gönül almaya gücü yetmek... bunlar "şans" değil seçimdir.
@gerekirdi