İsmini ilk duyuşunuzda hafif sırıttığınız, okumaya başladığınızda ise uçurtmanın ardından koşar gibi heyecan ve mutlulukla okuyacağınızı umduğum o güzel kitap.
Kitabın yazarı olan Mustafa Çiftçi'yi daha öncesinde tanımıyordum. Kitabını okuyuşumun ardından ise, 'Bu içten ve bizden satırların sahibi kimdir?' merakıyla araştırdım ve bu sayede birkaç söyleşisini de zevkle dinleyebilme imkanı buldum. Doğma büyüme Yozgatlı olan yazar, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun olmuş. Ardından bir süre Güney Afrika'da bulunmuş, dönmesiyle de ingilizce okutmanlık, metin yazarlığı ve radyo programcılığı yapmış.
"Bizim de yaşadığımız hayattır be kardeşim**" diyor Mustafa Çiftçi bir söyleşisinde. Taşrayı küçük görenlere sesleniyor aslında. Hayatı yalnızca merkezden ibaret sananlara.
Kitabında da bu küçük görülen hayatların büyüklüğüne tanık oluyorsunuz. Mücadelelere, samimiyete, acıya, yoksulluğa ve sevdaya. Engelleri tanımayan, sus dedikçe susmayan o sevda seslerine tanık oluyorsunuz. Peşinden koşulanlar, yakındakini de uzak yapıyor bazen. Uzaklıkları yaşıyorsunuz. Kitapta toplamda altı farklı hikaye bulunuyor. Kağıt itibariyle 107 sayfalık bir alanı kaplasa da bu hikayeler, gönlünüze bir anda girip kağıttakinden daha fazla yer işgal ediyorlar. Yazarın olayı betimleyişindeki içtenlik, olay akışını merak uyandırıcı bir şekilde verişi ise, kitabı gayet akıcı kılıyor. Bitmesin diye sarf edilen çaba işe yaramıyor ve sırtınıza yüklenmiş yeni hayat hikayeleriyle son satırda buluyorsunuz kendinizi.