Zülfü Livaneli’yle tanışmam Serenad sayesinde olmuştu ve o kitap beni çok etkilemişti. Sonrasında Orta Zekalılar Cenneti ve yeni çıkan Balıkçı ve Oğlunu okumuştum. “Huzursuzluk”, “Kardeşimin Hikayesi”, “Kaplanın Sırtında” gibi merak ettiğim birçok kitabı olsa da bir süredir Livaneli okumuyordum. Bekle Beni, uzun bir aradan sonra ekim ayında adeta sürpriz gibi geldi.
Bekle Beni, ilk bakışta bir aşk hikayesi gibi görünse de aslında çok daha derin bir roman.
“Beklemek” sadece bir sevgiliyi beklemek değil; bir umudu, barışı, adaleti ve özgürlüğü beklemek anlamına geliyor.
Livaneli, bu romanında bireysel vicdan ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı, tarihsel travmaları, sevgi, aidiyet, özgürlük, adalet, barış gibi kavramları edebi bir zarafetle harmanlamış.
Herkese tavsiye ederim.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Serre’nin okuduğum ilk kitabı “Leopar Desenli Şapka” oldu. Bugüne kadar 15’ten fazla roman ve kısa öykü yayımlamış, Fransız edebiyatının en özgün seslerinden biri olduğunu fark ettim. 2008’de Cino del Duca Ödülü’nü kazanan Serre, 2023’te İngilizceye çevrilen bu romanıyla 2025 Uluslararası Booker Ödülü Kısa Liste’sine kalmayı başarmış. Kitabı, kız kardeşinin intiharının ardından kaleme aldığını öğrenmek, okurken kitaptaki melankoliyi ve kayıp duygusunu benim için daha da anlamlı kıldı.
Kitap boyunca çoğu yere çizgiler çektim; bazı parçaları tamamlayamasam da Fanny’i anladığımı hissettim. Okuru kaybın, belirsizliğin ve içsel çatışmaların peşinden sürüklüyor; zaman zaman melankoli, arayış ve umut iç içe geçiyor. Leopar Desenli Şapka’daki şapkanın Fanny’nin sadece bir aksesuar olmadığını, karakterin iç dünyasıyla, kimliğiyle, ruh hâliyle ilgili derin bir sembol olduğunu fark ettim. Şapkayı her zaman takmasa da, o anlarda Fanny’nin güçlü, saklı kalmış yanını ve olası özgür benliğini görüyorsunuz.
Anlatıcı ile Fanny’nin ilişkisi romantik değil, yoğun, bağımlı ve korunma isteğine dayalı güçlü bir bağ. Tüm çabalara rağmen anlatıcının onu kurtaramadığını, finalde Fanny’nin fiziksel olarak yokluğunu ama hâlâ hafızasında yaşadığını hissettim. Serre’nin dili sade ama yoğun; her bir cümlede zamanın, mekânın ve duyguların derinliğini hissettiriyor. Kesik kesik sahneler, anılar ve bilinç akışı okura bir labirentin içindeymiş gibi hissettiriyor. Sayfalar arasında kaybolurken Fanny’nin iç dünyasına yaklaştığınızı hissediyorsunuz.
Bu kitap, kayıp ve travmanın sıradan anlatısının ötesinde masumiyet, yakınlık ve kırılganlık arasında ince bir çizgide beni duygusal bir yolculuğa çıkardı. Fanny’nin içsel mücadelesi ve anlatıcının gözünden yaşananlar, benim de zaman zaman hissettiğim
Fanny bir zamanlar olduğu çocuğa çok az benziyordu artık. Ona korkunç derecede katı ve kötü bir şey yönetiyor gibi geldi. O yaştaki bir çok insan gibi kendisi gibizor zamanlardan geçtiğini düşündü. Kitap okuduğunu hem de çok okuduğunu görünce içi rahatladı. Onun içinde başkaları için de olduğu gibi okumanın Fanny’nin düşüncelerini toparlayacağını duygularına düzenleyeceğini ve Davranislarini belirleyeceğiini düşündü. Fakat Fanny'nin durumu tuhaftı okudukça daha çok dağılıyor gibiydi .