Siz daha iyi bilirsiniz ki, insanlar harika, mucizeyi, Mukaddes’i bile kendi ufukları dahilinde ve kavrayış güçleri nispetinde alırlar. Bir eser, ufukların ötesinde, zamanının ilerisinde yani mevcut standartların fevkinde ise, onu tavsif etmekte hacize düşer ahali. Bu tür eserler veren sanatkarlar, kültür sanat muhitlerinin de konforunu bozar, huzurunu kaçırır.
Benliğimimizden vazgeçip aşığımızın nazarındaki, kalbindeki kişi olmayı kabul mü etmeliyiz? Ötekinin hatırına kendime yabancılaşarak hayat bulabilir miyim? Böylelikle, sevda panayırında, ruhumuzu şeytana satmak yerine, meleğe hediye etmiş mi oluyoruz? Bunun, hayvanat bahçesinde Tarzancılık oynamaktan ne farkı var?
İhtiyarlık, şu 50'li yaşlarım beni sırtımdan bıçakladı. İnanır mısınız, aşksızlık bana daha romantik geliyor gayrı. Gönül sayfasına temiz tutmak, meçhul sevgiliyi ölümüne bekleyiş, Eros’un vardiyası Azrailin devralması… Leyla adresinde kaybolmuş, Mecnun’un çölde bir kaktüse sarılması…
Hayalindeki sevgiliyi nasıl bulur insan? Evvela, muhayyel sevgili, haliyle bulanık, flu bir figür olacaktır. Yani elimizde net bir fotoğrafı yok. Var mı yoksa? Ola ki kadınların hayalindeki sevgili, erkeklerin hayalindekiinden daha belirgindir. Belki sevgi talebi, sevme niyetinden daha sıhhatlidir? Zorlu bir paradoksun kurbanlarıyız galiba; doğru kişiyle, anca imkansız aşk yaşayabiliyor. (üzdü)