Bazen gereğinden fazla düşünüyorum.
Bir şeyi yaşamak yerine onun üzerine düşünmeye başlıyorum. Sonra düşündüğüm şeyi de düşünüyorum. Bir süre sonra ortada yaşanmış bir şey kalmıyor, sadece kafamın içinde dönüp duran ihtimaller, senaryolar ve yarım kalmış kararlar kalıyor.
Ama bundan önce başka bir şeye bakmak lazım.
Benim gereğinden fazla yapma gibi bir huyum var.
Sevmek de öyle. Planlamak da. Beklemek de. Düşünmek de.
Normal bir şey elimde büyüyor. Sanki her şeyi sonuna kadar anlamam, kontrol etmem, eksiksiz yaşamam gerekiyormuş gibi davranıyorum. Sonra hiçbir şey başlamadan yoruluyorum.
Düşünmek ilk başta iyi hissettiriyor. Kendimi hazırlıklı sanıyorum. Ama bir yerden sonra düşünmek düşünce olmaktan çıkıyor; hareket etmemek için kurulan görünmez bir düzen oluyor.
Saatler geçiyor, günler geçiyor. Yapabileceğim şeyler duruyor ama ben hâlâ onların etrafında dolaşıyorum.
En kötüsü de şu;
İnsan bir süre sonra kendi kafasının içinde gerçek sandığı bir hayat kuruyor.
Üzülüyor ama yaşamadığı şeylere.
Kırılıyor ama söylenmeyen sözlere.
Kendini suçluyor ama ortada işlenmiş bir suç bile olmuyor.
Ve böyle olunca iyi gelen şeyler de etkisini kaybediyor.
Bir şey güzel olsa bile fazla düşününce eskimiş gibi geliyor.
Bir şeyi istemek bile yorucu oluyor.
Kendime yaklaşmak yerine kendimden uzaklaşıyorum.