Kütüphane Kedisi
7/10
·179 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
Bir kedinin günlerini kütüphanede geçirip kitaplar üzerine düşündüğünü söylesem ne derdiniz? Üstelik bu kedi, istediği kitabı raftan bir pati darbesiyle indirip sahipleniyor, okuduklarını sorguluyor ve kendisi gibi düşünen kedilerle dostluk kuruyor. İşte Kütüphane Kedisi tam olarak böyle sıra dışı bir karakter. Kütüphane Kedisi, yazarın doktora çalışmaları sırasında sık sık gittiği kütüphanede karşılaştığı Jordan isimli bir kediden ilham alınarak ortaya çıkmış. Doktora araştırmalarının yoğunluğu ve stresi arasında küçük bir kaçış noktası olan bu karşılaşma, zamanla bu keyifli hikayeye dönüşmüş. Yazar, bu kitapta dünyayı bize kitap okumayı ve düşünmeyi seven bir kedinin gözlerinden gösteriyor. Bir kedi sahibi olarak uzun zamandır okumak istediğim kitaplardan biriydi. Çünkü kedilerle ilgili her şeyi sevmek benim için neredeyse bir yaşam felsefesi. Hatta kitabı bitirdikten sonra kendi kedimin de düşünebilen bir kedi olduğundan şüphelenmeye başladım. Bilemiyorum, bazı güçlü ipuçları var. Peki kimler okumalı? Kedileri seven ve kedilerle ilgili her şeyi ilgiyle takip edenler Dünyaya bir de bir kedinin gözünden bakmak isteyenler Kısa, keyifli ve çerezlik bir ara kitap arayanlar Kitaplar ve kedilerle bir araya gelen sıcak hikayelerden hoşlananlar Kütüphane Kedisi Alex Howard The Kitap Yayınları
1000Kitap
Kütüphane KedisiAlex Howard · The Kitap · 2025168 okunma
8/10
·150 syf.··
2026 20. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:44
​"Kötü şeyleri görmezden geliyordu. Aslında tam olarak öyle de değil... Bizim başımıza kötü şeyler geldiğinde etkileniyordu. Canımız acıdığında, mutsuz olduğumuzda ya da hayatta bazı şeyler ters gittiğinde, bunları fark ediyor ve önemsiyordu. Ama kendi başına gelen kötü şeyleri -kaba sözler, ters bakışlar- hiç kafaya takmıyordu." ​Yıldız Kız, Mica Lisesi'ne gelişiyle tüm düzeni değiştiren sıradışı, neşeli ve gizemli bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. ​Renkli kıyafetler giyen, ukulele çalan ve evcil faresiyle gezen bu kıza âşık olan Leo, okul halkının zamanla Yıldız Kız'ın farklılıklarını tuhaf bulup onu dışlamasına şahit olur. ​Birlikte oldukları öğrenildiği andan itibaren Yıldız Kız gibi kendisinin de yok sayılmaya başladığını fark eden Leo, sevdiği kız ile arkadaşları arasında bir seçim yapmak istemez. Bu nedenle, toplum baskısı yüzünden sevgilisinden "normal" biri gibi davranmasını ister. Bu noktadan itibaren hikâye, bireysel kalabilmek ile topluma uyum sağlama çatışmasını duygusal bir dille işlemeye başlar. ​Kitaba bayıldım. Yıldız Kız'ın hikâyesi öyle tatlı ki... Dışlanmasına rağmen insanları düşünmeye ve onlar için bir şeyler yapmaya devam ediyor. Her şeye rağmen pozitif biri. Mesela gerçek adı yerine dönem dönem farklı isimler kullanıyor. Bu çok ilginç ama güzel bir fikir bence. Bunu da şöyle açıklıyor: ​“Artık bana uymadığını hissettiğim ismi değiştiriyorum. Ben adımdan ibaret değilim. Adım benim giydiğim bir şey, gömlek gibi. Yıpranıp eskidiğinde değiştiriyorum.” ​Tatlı bir hikâyeydi. Birini olduğu gibi sevmek ile başkalarının da sevmesi için değişmesini istemek arasındaki o büyük farkı da görüyoruz. Belki Yıldız Kız, Leo'nun isteğini kabul ederek gerçek ismi olan Susan ve "normal", sıradan bir kız olmayı deniyor ama Leo... ​Yıllar geçtikten ve her
Yıldız KızJerry Spinelli · Epsilon Yayınları · 201490 okunma
Reklam
Yaşayamadıklarına ağlıyordu şimdi, pişmanlıklarına..
9/10
·256 syf.··
2026 64. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:30
Spoiler içerir!!! Alişan Kapaklıkaya'nın kendi yaşamından izler taşıyan Siyah Pantolon kitabı, yoksulluğun, aile ilişkilerinin, kayıpların ve sevgi eksikliğinin iç içe geçtiği oldukça etkileyici bir eser. Kitapta beni en çok etkileyen noktalardan biri, Elif'in hikâyesiydi. Daha kendi çocukluğunu yaşayamadan gelin olmuş, erken yaşta anne olmanın yükünü omuzlarında taşımış bir kadın. Hayatın zorlukları onu sertleştirmiş. Bu yüzden çocuklarına sevgisini göstermek yerine çoğu zaman kızarak yaklaşmış. Babaları da benzer şekilde sevgisini açıkça ifade edemeyen bir karakter. Çünkü büyüdükleri coğrafyada çocuk sevmek, sarılmak, sevgiyi göstermek pek alışılmış bir şey değil. İnsanlar seviyor ama göstermeyi bilmiyor. Kitabı okurken sık sık sevgi, zamanında gösterildiğinde anlamlı diye düşündüm. İş işten geçtikten sonra gösterilmeye çalışılan sevgi ise çoğu zaman yalnızca bir pişmanlık olarak kalıyor. Kitap da bunu çok güçlü bir şekilde hissettiriyor. Eğitimle ilgili bölümler de benim için oldukça etkileyiciydi. Öğrencilere korku ve baskıyla yaklaşan Şavaş öğretmen ile çocuklara sevgi, saygı ve özveriyle yaklaşan Melek öğretmen arasındaki fark, bir öğretmenin bir çocuğun hayatını nasıl değiştirebileceğini çok net gösteriyor. Birinin çocukları hayattan ve okuldan uzaklaştırdığı yerde, diğerinin onları hayata bağladığını görmek kitabın en güçlü yanlarından biri. Siyah Pantolon aynı zamanda Alişan Kapaklıkaya ile tanışma kitabım oldu. Son 40-45 sayfayı gözyaşları içinde okudum. Özellikle, çocuklarına sürekli "Üstünüz başınız toz toprak oldu" diye kızan bir annenin, sonunda evladının mezarının toprağına sarılıp o toprağa bulanması kitabın en acı sahnelerinden biriydi. Bir zamanlar üzerlerindeki toprağa öfkelenen annenin, günün sonunda yavrusundan geriye kalan tek şeye, mezarının
Roman
Siyah PantolonAlişan Kapaklıkaya · Yediveren Yayınları · 2021687 okunma
İnsan kendinden nereye kadar kaçar, kime sığınır?
9/10
·256 syf.··
2026 42. kitabı
Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanı, bana göre insanın kendi zayıflıklarıyla yüzleşmesini anlatan etkileyici bir eser. Kitabı okurken asıl şeytanın dışımızda değil, sorumluluk almaktan kaçan yanımızda olduğunu düşündüm. Romanın başkahramanı Ömer, yaptığı hataların sebebini sürekli dış etkenlerde arayan bir karakterdir. Oysa yaşadığı birçok sorunun temelinde kararsızlığı ve iradesizliği vardır. Bu nedenle kitap boyunca insanın kendinden kaçmasının mümkün olup olmadığını sorguladım. Macide ise iyi niyeti ve samimiyetiyle dikkat çekiyor. Ancak roman, sevginin tek başına bir insanı değiştirmeye yetmediğini de gösteriyor. Birini sevmek, onun eksiklerini ortadan kaldırmıyor; bazen sadece onları daha görünür hâle getiriyor. Sabahattin Ali, bu eserinde insanın en büyük mücadelesinin dış dünyayla değil, kendi iç dünyasıyla olduğunu anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu düşünce kaldı: İnsan bazen yenildiği şeytanı kendi içinde büyütür ve sonra onu bahane olarak kullanır. Bu yönüyle İçimizdeki Şeytan, yalnızca bir roman değil, insanın kendine tuttuğu bir ayna gibidir.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209bin okunma
Sil baştan başlayalım mı?
Puan vermedi·48 syf.··
2026 42. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:42
youtu.be/yjGigzkkXMM?si=... Sil baştan sevmek gerek bazen, Her şeyi, unutmak... Ve Haziran sayısı... "Bu sayı bu hayatı öyle de böyle de sevenlere... Sil baştan yapabilenlere, şarkılara, eskilere, gidenlere, dönenlere..." Yerden yere vurduğum mayısın bir sonrası: #303789894 Bazen diyorum fazla mı hassasız, umurunda değil kimsenin kötüye giden ne varsa. Neyi dert edinsek yalnız bulduk kendimizi. Neyi dert edinsek dert edinmişliğimizle kaldık. Sen kendi resmini kendin de yapamazsın, Bir açılıp bir kapanır kapılar yüreğinde, diyen Nazım Hikmet Ran'ın dizeleriyle başlıyor bu ayki sayı. Akabinde, kuşların şarkısını söylüyor Aylin Balboa, "İnsan üzülmekten hasta olabilen aciz bir canlıydı." Hiçbir şeyim yok, diyor Nermin Yıldırım, sahi, ne kadar hiçbir şeyimiz yok değil mi? Damardan giriyor Gökhan Dağıstanlı, "Suçlusu da yok suçu da yok bu hikâyenin. Bana hiç uğramayan bir hayale kanmışım." Saplantılı bir aşkın anatomisinden bahsediyor Beyhan Budak: Limerence, sıcağı sıcağına kitabını bitirmişken... #306430650 Ve şiir gibi Bedia Ceylan Güzelce, "Dünyanın bütün kapılarını yükleyip ruhun gemisine, seni bir de öyle sevmek vardı." İnsan bazen olması gerekeni değil, kendisini mahvedecek şeyi seviyor. Gitme iki gözüm, "Mauro Emanuel İcardi Rivero" youtube.com/shorts/kpxnhBAW... "Yüz kere Eyşan, bin kere Eyşan diyen Ömer gibi, yüz kere Icardi, bin kere Icardi." Toksik bir ilişkinin dışavurumu gibiydi Hilal Serbes'in yazısı. "Can Kırıkları" çıktım "Hangi Şebnem Şarkısısın" anketinde. Hiç kimseye huzur yok, derken Murat Menteş, Ferdi Tayfur düştü aklıma, "Huzurum kalmadı, şu fani dünyada." Günün Hikâyesi'ni anlatıyordu Cem Davran, zihnimin arka fonunda Ferdi Baba
Dergi
Kafa Dergisi - Sayı 141 (Haziran 2026)Kafa Dergisi · Kafa Grup Yayıncılık · 202630 okunma
İnsana Çarpıp Dönen Bir Roman
Puan vermedi·536 syf.··
2026 18. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 10:01
Bardamu, seninle yolculuğa çıkmak cesaret ister! Senin kadar çelişkili, çarpıcı ve rahatsız edici bir rehberle yol almak, insanın kendine bakma cesaretini ölçüyor. Louis Ferdinand Celine , savaşın kahramanlıkla, aşkın romantizmle, çalışmanın erdemle süslendiği bütün o büyük anlatıların içini boşaltıyor. Ferdinand Bardamu’nun Birinci Dünya Savaşı’yla başlayan, Afrika’dan Amerika’ya, oradan Paris’in yoksul mahallelerine uzanan yolculuğu, bir coğrafya değişiminden çok insan doğasının değişmeyen taraflarıyla yüzleşme hikâyesi. Nerede olursa olsun karşısına çıkan şey aynı: çıkarcılık, korku, yalnızlık ve bitmek bilmeyen bir kendini kandırma hali. Bardamu, sana kızdığım yerler oldu. İnsanlara karşı duyduğun o derin güvensizlik, bazen her şeyi aynı karanlık filtreden geçirmen, hatta yer yer acımasızlığın… Ama seni okurken şunu da hissettim; sen insanlardan nefret eden biri değil, insanlara dair bütün hayallerini çok erken kaybetmiş birisin. Belki de bu yüzden romanın en güçlü yanı olaylardan çok sesinde saklı. Çünkü Gecenin Sonuna Yolculuk okunmaktan ziyade dinlenen bir roman gibi. Céline’in konuşma dilinden güç alan, keskin, alaycı ve ritmi sürekli değişen üslubu romanın asıl kahramanlarından biri hâline geliyor. Céline’in o karanlık, alaycı ve insanın en rahatsız edici yanlarına bakan dili bana biraz da Charles Bukowski ’nin eserlerini hatırlattı. Bukowski de toplum normlarına ve insan ikiyüzlülüğüne aynı sert ironiyle yaklaşıyordu. İkisi de süslemeden, ham gerçekliği insanı zorlamak istercesine sunar. Okurken rahatsız olursun ama bir yandan da içten içe gerçeği inkâr edemezsin. “Çünkü o zamanlar daha insanları tanımamıştım. Artık asla onların laflarına, düşüncelerine kanmayacağım. Asıl korkulması gereken insanlardır, sadece onlar, daima.” (s. 31) Bu cümle, Bardamu’nun insanlığa dair
Gecenin Sonuna YolculukLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 20265,1bin okunma
Reklam
Reklam