"Söylesene Kadıefendi, Aşk'ın günâhı cehenneme atar mı?
Yoksa, yaşarken yanar Âşık; cehenneme lüzûm var mı?
Peki cennet ister mi gerçek seven?
Hûri'ye, Gılmân'a meyleder mi?
En büyük imtihân Aşk mıdır yoksa Aşk'ın imtihânı hasret mi?
Günâh mıdır sevmek Kadıefendi?
Az sevmek meselâ?
Çok sevmedikçe isrâf olur mu Aşk?
Aşk, her kalbe teșrîf eder mi,
Yoksa sadece çok sevene mi ya da tertemiz sevene mi lütuftur Aşk?
Zulümdür bazen Aşk, değil mi Kadıefendi?
Züleyhâ'nın Aşk'ı gibi.
Sabır, vuslât diyârının anahtarı, sadâkat ise Mâşuk'un.
Nedir ki Aşk?
Hiç bilinmez mi, yaşarken hiç bilinemeyecek mi?
Yani Aşk'a dâir söylenen her șey hurâfe mi?
Söylesene Kadıefendi, bunca günâh arasında,
fetvâ yok mu bu Aşk'a?..."
|Seyyîd M. Nâfî el-Hüseynî