Eski kapitalizim, verimliliği ve dayanıklılığı odaklı mal ve ürün retirken, modern tüketim kapitalizminin ihtiyaç ve arzular ettiğini gösterir. elbette insanların ezelden beri ihtiyaçları vardır, ancak ekonomi bir zamanlar bunları karşılama çabasındayken bugün esas amaç, yeni ihtiyaçlar yaratmaktır. Bir çok şirketin reklam bütçesi, ürünlerinin imalat maliyetinin üzerindedir. Toplumun bütün mekanizması, en yenisi ve en akıllısı olmadığı sürece elinizdekinden memnun olmamak ve daha iyi ve daha başka bir şeyi dizginlenemez biçimde arzulamak üzerine kuruludur. Bu duyguyu çoğumuz biliriz...
“Daha az şeyi daha iyi yapmak” bu tavsiyeye kulak asanların sayısı artmalı yalnızca Öğrencilikte değil hayatımızın her alanında. Bunu yapabilmek içinde kendimizde “olan biteni kaçırma cesaretini” bulmak zorundayız.
İnsan ruhunun, kimi zaman Hedonik koşu bandı olarak adlandırılan trajik bir yanı var. İstediğimiz şeyi elde ettiğimiz de hemen ona alışıp ilgimizi kaybediyor, sonra kendimize isteyecek yeni bir şey buluyoruz. Bu mutluluk arayışı ölene dek aralıksız devam ediyor. Ne kadar çok sahip olursak o kadar çok istiyoruz. Düşündüğümüzde, dünyanın geçmişten bugüne inanılmaz derecede zengin olan bu kısmında bile insanların kendilerini öldüresiye çalışmaları, daha da beteri, daha çok kazanmak için çalışmaları tuhaf geliyor. Bu kısır döngüyü kırabilir miyiz? Sadeliğin güzelliği, hem sanatta hem bilimde karşılığı olan klasik fikir acaba, yaşama sanatına da uyarlanabilir mi?