Ey, içine bakan gözlerimin yoksul gölgesinde kendini açıklayan gerçeklik! Her kopuşla adını yineleten umut! Bir serin-yaşlı bahar özlemi, acı kar fırtınaları beklentisi kışlarda ve alıcısı olmayan iki mevsime, zamanın kapanabilmesi devrimi!
Sonra neden tedirgin suskunun buyruğunu duyuyor süregiden? Eskil çocuksuluk ışıltısını soğuk varoluşa bırakarak, yetinememeyi ilk yalnızlıkla birederek ağları çekmeye engel oluyor bilgi doyumundan? Sevinç, sözcüğünün neyi, nasıl imlediği bilinemiyor hâlâ! Değerler şenliği uzaklarda sanılıyor, ötede olanda. Tüm anlar köpeksi bir zamana, düşkün bir kımıltısızlığa dönüşüyor, geride kalmanın tiksinç yalnızlığına!
Bakışın olanağı kadar izledim sizi, yer karardığında uzanmıştım solgun ışıklar kayrasına. Mutluydum; bu bir cüret! Küçük sürünün içkin yolculuğunda yetkeyi silmenin kıvancıyla, korunaklılığın ince güveninde konaklıyordum. Biz buyduk, şimdinin kuşkusuzluk adasında. Ayrıyken bile birlikte, birbirine karışmış, evrende birbirine yansıyan bağı sürdüren nesneler dizisi gibi...
Ey, olmayan bir yalımı bekleyen devinim, susuyor
öteye var olurken kıydığı çığlıklarını. Durum diyor bu
üstelemenin sarı uzantısı, yaratının ürkünç arılığı ve
donuk izleği yaşamanın... Nasıl geceler eli açıklığında
üzüm tanelerinin sesine tanıklık kaçınılmazsa, öyle
yükselen servilerle göğe daha yakın olmak. Mavinin
doruğunda diz çöküşü biricik varlığın, öyle süren aşk
çok katlı bir çiçeğin yalnızlığı kadar, bir safir alana
doğrulan çocuksu dilegelişte; karanlık dinletiden uzak
şiirin açılabileceği öte uzam!