Kahretsin, yalnızca işimde değil, kadınlarla bile başarılı olamamıştım hayatta. Üç evlilik eskitmiştim. Her defasında çok iyi başlamıştık. Ama ardı arkası kesilmeyen küçük tartışmalar zamanla her şeyi yiyip bitirmişti. İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yüzünden birbirimize sayıp sövmüştük. Sebepli sebepsiz her şeye sinirlenir olmuştuk. Gün be gün, yıl be yıl birbirimizi öğütmüştük. Karşılıklı yardımlaşma yerine birbirimize uzanan ellerimizi keskin kılıçlarla kesmiştik. Diyaloğun yerini iğneleme almıştı, bitip tükenmeyen bir iğneleme. Her şey ucuz bir rekabete dönüşmüştü. Bir kere içine girdikten sonra, artık alışkanlığa dönüşen bir rekabet. Hatta bırakmak istemediğin bir yarış. Ve bir gün yarış sona erdiğinde senin için her şey sona ermiş oluyordu. İşte şimdi oturmuş, yağmuru dinliyordum. Eğer şimdi ölüp gitsem, bir kişi bile benim için tek damla gözyaşı dökmezdi. Böyle bir şeyi istediğimden değil, ama garip bir durumdu yine de. Benim gibi hayatta başarısız olmuş bir zavallı benden daha yalnız olabilir miydi? Ama yine de yalnız değildim, benim gibi zavallı moruklarla doluydu dünya. Oturup yağmuru dinlerken hayatımı ne uğruna harcadığımı düşünüyordum. İnsan bu hüzünlü düşünceye kapıldığı an yaşlandığını da farkediyordu.