İsrafil seslerin uzağında sırtını duvara dayamış Marika’yı; gözlerini hiç terk etmeyen buğuyu izliyordu. İçinde tuhaf bir kıpırtı, karnında buruk bir sancı ve elleri üşüyordu durmadan. Her yeri savrulabilir, umarsızca bırakabilirdi kendini aşağıya, öylesi bir hal geldi üzerine, kendini alaya almıyor yok sayıyordu benliğini. Uçmak gibi bir şeydi bu fakat kanatlarla değil rüzgârın soluğuyla yönsüz savrulmak; boş bir kağıt gibi.