şark kültüründeki ontoloji sorununa muazzam bir yaratıcılıkla cevap veren filibeli ahmed hilmi eseri.
kurgusu, tasvirleri ve edebi argümanları itibariyleri döneminin çok ilerisinde. şehbenderzade'nin aldığı felsefe eğitimi malum lakin bu bilgileri tasavvufî bakış açısıyla edebî bir hüviyete büründürmek hususunda da oldukça mahir. zira vahdet-i vücûd ekseninde, eserdeki tüm karakterlerin izahı mümkün. "ney" sesinde sonra gelişen her bir farklı bölümde, bu karakterlerin sufiyane karşılıklarına da yer veriliyor.
tasavvufa hakim olanlar, bu bölümlerin 'arayış-yok oluş makamları'yla uyumlu olduğunu rahatlıkla görecektir. bu bakımdan eser; fenâ-fil-ihvan < fenâ-fiş-şeyh < fenâ-fir-resul < fenâ-fillah < bekâ-billah yolculuğudur. bir mertebenin gerektirdiği donanıma haiz olmadan, sonraki mertebenin arayış yolculuğuna çıkmak namümkündür. eserdeki yokluk tepesi, azamet sahası, evrenler arası yolculuk gibi imgeler de bu mertebeleri simgelemektedir.
kurgunun bu denli geniş kapsamlı tasvir edilebilmesi için yalnızca tasavvuf ve belagat bilmek yeterli değildir. aynı zamanda bir miktar astronomi, fizik ve psikoloji ilimlerine de hakim olmak şarttır. zira her bölüm başlangıcında raci'nin hazırlandığı yolculuk, aslında bir psikoterapi seansıdır. kendini aradığı bu serüvende gâh ışık hızını temsil eden bir anka ile gezegenler arası yolculuk yapar gâh budist tapınaklarında -meditasyonla- kendini sınar. ve bunların tümü yek sonuca ulaşma ya da herhangi bir mesaj verme kaygısı taşımaz. çünkü beşer, hiçbir zaman saf bir gerçeklikle tahayyül edilemez. bilakis; iyide var olan kötü, kötü de var olan iyiler (hürmüz-ehrimen) her daim yan yana işlenir. bu sebeptendir ki a'mak-ı hayal, panteizmi ete kemiğe büründüren en özgün eserdir.