Çok özür dilerim Jude, dedi içinden ve bu kez gerçekten ağlayabildi, gözyaşları dudaklarına değdi, silemediği sümükleri kabardı. Ama içinden ağladı, hiç ses çıkarmadı. Özür dilerim Jude, çok özür dilerim, diye içinden defalarca tekrarladı, sonra ancak dudaklarının açılıp kapandığını işitebileceği kadar alçak bir sesle fısıldadı. Beni affet Jude. Beni affet.
Beni affet.
Beni affet.
Beni affet.
İnatçı nostaljisi onu bunaltıyor, ihtiyarlatıyorduysa da en şaşaalı yıllarının, her şeyin fosforlu kalemle çizilmiş gibi durduğu dünyanın geçmişte kaldığını hissetmekten alamıyordu kendini.
''On üç'' dedi Willem aniden.
''Neden on üç?''
''Çünkü Jude da bizimle oturacak.''
''Ha öyle mi? diye sordu umursamamış gibi ama aslında Willem'in yaşlılık hayallerine dahil olmaktan memnundu, rahatlamıştı.
Hayalindekinin evlenip çocuk sahibi olmak değil de, gerektiğinde kendisine biraz mahremiyet ve haysiyet tanıyacak bir bakıcıyı karşılayacak kadar para kazanmak olduğunu nasıl anlatacaktı?
Mutlu musun? diye sordu bir kere Jude'a (sarhoştular herhalde).
Mutluluk bana göre değil galiba dedi Jude nihayet, sanki Willem canının çekmediği bir yemek teklif etmiş gibi. Ama tam sana göre Willem.