''Sen Jude St. Francis'sin. En eski, en sevgili dostumsun. Harold Stein ve Julia Altman'ın oğullarısın. Malcolm Irvine, Jean-Baptiste Marion, Richard Goldfarb, Andy Contractor, Lucien Voight, Citizen van Straaten, Rhodes Arrowsmith, Elijah Kozma, Phaedra de los Santos ve Henry Young'ların arkadaşısın.
''New Yorklusun. SoHo'da oturuyorsun. Aşçısın. Okursun. Güzel sesin var ama artık şarkı söylemiyorsun. Mükemmel bir piyanistsin. Resim koleksiyoncususun. Ben uzaktayken çok güzel mesajlar yazıyorsun bana. Sabırlısın. Cömertsin. Tanıdığım en iyi dinleyicisin. Her bakımdan tanıdığım en akıllı kişisin. Her bakımdan tanıdığım en cesur kişisin.
Avukatsın. Rosen Pritchard ve Klein'ın yönetim kurulu üyesisin. İşini çok seviyorsun, çok çalışıyorsun.
Matematikçisin. Mantıkçısın. Bana kaç kere öğretmeye çalıştın.
Çok kötü muameleye maruz kaldın. Sağ salim kurtuldun. Sen her zaman sendin.''
Yuvasındaydı ve yuvası Jude'du. Onu seviyordu, onunla birlikte olması yazılmıştı, onu asla incitmezdi; bu kadarından emindi. O zaman korkacak ne vardı?
Fakat Jude ile arkadaşlığı sayesinde kişiliğinin sabit bir yönü de olduğunu, sahtelikler üzerine bir hayat sürse de kendisi göremediği halde Jude'un görebildiği değişmez bir özü bulunduğunu, sanki Jude ona tanıklık ettikçe gerçek kalabildiğini hissediyordu.