Telefonla oynama süremi kısaltmak ve okumaya tekrar odaklanmak icin bir kitaptan başlayayım dedim. Zamanım az ve çok değerli. O yüzden belki biraz da beni doyuran bir kitap olsun istedim. Beklentiyi çok yüksek tutmazsak su gibi akıp gidiyor, romantik evet ama beni biraz baydı. Ruhi'nin pısırıklıgı içimi daralttı. Bir Türk filmi izler gibi çabucak bitti. Çabucak bitmesi her zaman iyi anlamda mıdır bilemedim. Bildiğimiz zengin kız fakir oğlan hikayesi...
başlangıç cok yapay geldi, modern zamanın çiğliği, yapaylığı sinmişti satırlara. Esas hikaye başlayınca kitap akıcılaştı, bu denli karşılıksız aşk, okurken beni yordu. E hadi ama dedim içimden sürekli. Moda ve terzilikle ilgili birkac yeni sözcük katıldı dağarcığıma. Sonu beklenmedik şekilde bitti evet, baş karakterin öldüğünü düşündürttü. Ben acaba Nihat'ı Ruhi Sezer mi öldürdü diye düşündüm bir ara.
Yazarın iki defter arasında aslında yazar arkadaşı olan kendisiyle karşılaşması gereksiz bir kurguydu bana göre. Yapaylık devam etti o bölümde. Modern zamandan bu aşk masalının nasıl göründüğüne dair bir kesit okudum..Bir de dikkatimi çeken başka bir tespit: Ruhan'ın başından binbir türlü şey geçip artık sona yaklaştığında dadısı Fatma Hanım'ın "Otuzuna geldi hala ama evlenmedi." yakınması oldu. Günümüzde 30 yaş kimilerine göre erken bir evlilik yaşı olarak görülürken kitapta Ruhan, varlık içinde büyümüş, evlenmiş, kocası ölmüş, gezmiş tozmuş, babası ölmüş, tekrar sefahatler derken ancak 30 yaşına ulaşabilmişti. Eskiden insanlar daha çabuk büyüyordu, eğitim kaygısı daha az hissedildiği için evlilik ve çoluk çocuk için sıraya giriliyordu. Yaşamın biricik gayesi çocuklarının anası evinin erkeği olmak kalıyormuş.