Resul-i Ekrem, belirli mevsimlerde panayır veya ticaret amaçlı Mekke’ye gelen kabileler ile de görüşüyor ve tebliğde bulunuyordu.
Kabileler arasında dolaşıp tebliğ vazifesinde bulunurken, kabilenin bütün fertleriyle değil, çoğu zaman sadece ileri gelenleri, reisleriyle görüşüyor, konuşuyor ve İslam'ı onlara anlatıyordu. Çünkü kabile fertlerinin, reislerine sarsılmaz bir bağlılık ve hürmetleri vardı. Reislerinin İslam'ı benimsemesi demek, tamamının mü'minler safında yer alması demekti. Bu bakımdan Allah Resûlü, kısa yoldan netice elde edebilecek metodu takip ediyordu.
Resûl-i Ekrem'in bu tarz bir usûl takip etmesinde, hak ve hakikati tebliğde mühim bir prensibi tespit etmiş oluyoruz: Hak ve hakikate davete, mümkünse önce beldenin ileri gelenlerinden, hatırı sayılır ve herkesin saygısını kazanmış kimselerden başla-malıdır. Bir beldenin veya bir kabilenin ileri gelenlerinin hak ve hakikati kabul etmesi, şüphesiz halkın da süratle aynı davayı benimsemesini kolaylaştıracaktır!