Saffet Görmüş

Saffet Görmüş
@sftgrms
Mimar-yazar. Mekâna hikmet giydirmeyi şiar edinen Görmüş, eserlerini Kur’an ve sünnet ışığında kaleme alır. Ailesiyle süren hayatında asıl gayesi, ebedi öz geleceğe hazırlanmak ve zamana sahici bir iz bırakmaktır.
MİMAR/YAZAR
ÜNİVERSİTE
TEKİRDAĞ
MALKARA
6 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
HER ATOMUN ZİKRİNDEN, İNSANIN SECDESİNE…
Meselâ yalnız hidrojen ile oksijenin birleşmesinden su meydana gelir. Ne demir, ne kükürt, ne de başka bir unsur bu vazifeyi görebilir. Ve su, temas ettiği her şeye onun mizacına göre bir hâl verir: Ağaca girince tatlı bir meyve olur; bibere karışınca acılık kazanır; yılana temas edince zehre dönüşür; sütün bedenine girince rahmet yumuşaklığında bir gıda hâline gelir. Hattâ sütün büyük kısmı sudan ibaret olduğu hâlde, yağ hâline gelse bile içinde suyun izi yaşamaya devam eder. Bu misal gösteriyor ki suyu maddeden bütünüyle ayırmak mümkün değildir. Çünkü su, varlığın derinliklerine sinmiş bir unsur gibidir. Her şey ancak kendi fıtratına uygun kabiliyetle iş görür. Nitekim yalnız ot ve sudan süt üreten bir fabrika kurulamaz. Çünkü sütün arkasında yalnız madde değil; ilâhî kudretin “Ol!” emri vardır.
Sayfa 15 - HAKİKAT ARAYICISI·Kitabı okudu
Reklam
HER ATOMUN ZİKRİNDEN, İNSANIN SECDESİNE…
Allah Teâlâ, bütün hisleri, duyguları ve kabiliyetleri; her mahlûkun mahiyetine, mizacına ve yaratılış hikmetine en münasip sûrette takdir etmiştir. Bu takdir yalnız insana mahsus değildir. Bilakis bütün mevcudat, kendi hilkat ölçülerine göre bir istidat, bir vazife ve bir tekrar kanunuyla techiz edilmiştir. Her canlı, her unsur, hattâ her atom; kendisine çizilen kaderî hudut içinde ilâhî bir emre boyun eğmiş, hikmetle tayin edilmiş vazifesini sessizce îfa etmektedir.
İHLÂSIN IŞILTISI, VİCDANIN DERİN YANKISI…
Hikmetli Söz: “İhlâs, özün hakikatidir; vicdan ise o hakikatin kalpte yankılanan menbaıdır. Göz perdelenebilir, akıl tereddüt edebilir; fakat kalp ihlâs-ı imanla yöneldiğinde, Rahmân’ın muhabbetine mazhar olur.”
İHLÂSIN IŞILTISI, VİCDANIN DERİN YANKISI…
NETİCE Netice itibarıyla ihlâs, kâinatın her köşesine serpiştirilmiş ilâhî bir sır; vicdan ise o sırrın insandaki derin yankısıdır. Her mahlûk, kendisine tevdi edilen vazifenin neticesini taşır; insana verilen mesuliyet ise irade ve tercih ile mâna kazanır. Demek ki küre-i arzda görülen bu manzaralar, ihlâsın mahiyetini insana ders veren hikmetli işaretlerdir. Lâkin bilinmelidir ki ihlâs, kusursuzluk iddiası değil; hatadan sonra yeniden Hakk’a yönelebilme sadakatidir. Buradaki beyanlar da fiilleri yüceltmek için değil; yönelişlerin hakikatini göstermek içindir. İnsana verilen istidatlar, onu mahlûkat mertebelerinin ötesine yükseltebilecek bir kabiliyet taşır. Çünkü Allah’ın âyetlerini öğrenebilme istidadı, ihlâs-ı imanı ubudiyetle kemale erdirir ve insanı yaratılış gayesine sevk eder. Şeytan ise mahdut öğrenişi içinde, vicdandan mahrum tercihiyle kibri seçmiş; bu tercih onu rahmetten tard edilenlerden eylemiştir. Hâlbuki yaratılışın gayesi, İlm-i Ezelî’de Muhammedî nur ile taayyün eden ubudiyet hakikatidir. Çünkü tedricî tekâmül insana işaret eder; küllî tecellî ise kendisini idrak edecek şuurlu bir mazhar talep eder. Bu mazhariyetin en câmi aynası da insandır.
İHLÂSIN IŞILTISI, VİCDANIN DERİN YANKISI…
DÖRDÜNCÜ MERHALE: Kâinattaki Teslimiyet Bir ağacı düşün: Çamurlu topraktan beslenir; fakat dallarında tatlı meyveler taşır. Yerçekimine rağmen kökten zirveye doğru besin ulaştırır; her hücresi adeta ilâhî bir düzen içinde çalışır. Bu da yaratılışa sadakatin bir başka tezahürüdür. Çünkü o ağaç, kendisine yüklenen vazifeyi eksiksiz bir teslimiyetle yerine getirir. “İlâhî vazifeyi teslimiyetle yerine getirmek, iltifat-ı İlâhîye mazhariyettir.” Ve bu mazhariyet, ahireti iktiza eder.
Reklam