Belki de o karanlık tahmin ettiğin kadar kötü bir şey değildir. Belki de sana, direksiyonu ters yöne çevirebileceğini hatırlatan bir işarettir. Anlıyor musun? O karanlık ve ürkütücü yerden çıkıp ışığa ulaşabiliyorsun. Artık oraya nasıl gideceğini biliyorsun ama en önemlisi, oradan nasıl çıkacağını da biliyorsun.
Parçalarını tekrar bir araya getirdiğinde, parçalandığı zaman nasıl hissettiğini unutuyordu insan. İyileşen yaraların ilk açıldığında nasıl hissettirdiğini de. O yaraların nerede olduğunu az çok hatırlıyor, tazeyken nasıl sızladıklarını biliyor ama artık parmağını üzerine bastırıp, İşte, beni tam buradan incittin, diyemiyordu. Acı zamanla dinecekti. Ama şimdi değil.
Ciğerlerini havayla doldurmanın, vücuduna enerji depolamanın, beyninin ihtiyaç duyduğu kimyasalları almanın normal olduğunu. Cehennemi yaşamış olmanın, içinde hem aydınlığı hem de karanlığı ba-rındırmanın, kendini tutkuyla ve belki biraz bencilce, bilinçli bir şekilde sevmenin normal olduğunu hatırlatmalıydı.
Bütün bunlar normaldi.
Sorunların ne kadar büyük ya da küçük olursa olsun, kayıplarının, yaralarının sana ait olduğunu kavramak ve onları hissetmeye hakkın olduğunu bilmek. Çünkü en ağır kayıp her zaman seninki olurdu.