Çünkü bence evlilik denilen şey ne bir gönül mecburiyetidir, ne de zevk, sefa! Belki mukaddes ve mühim bir vazifedir. Hem kendi ailene karşı bir vazifedir, hem milletine, hem herkesle beraber insanlığa karşı bir vazifedir.
Medeni kurallar herkesin kendi evinde söz sahibi olup onun haricine karışmamasını gerektirdiği halde bizim medeniyet anlayışımız gereğince biz hepimiz mahalle kethüdası kesiliriz. Herkesin evine karışırız. Hatta bazılarımız kendi evine karıştığından fazla başkalarının evine karışmakla meşgul olur. O kadar ki başkalarının evinde bulup düzeltilmesine lüzum gördüğü kusurları kendi evinde de arayıp bularak düzeltmiş olsa evinin pek mükemmel bir ev olacağı belliyken, böyle faydalı bir şekilde meşgul olmayıp da beyhude yere uğraşanlarımız pek çoktur. "Mevla cümlesini ıslah eylesin" diyelim...
Kesin karar sahibi bir adamın emel ve maksatlarını takip edişi bir suyun akmasına benzer. İncecik bir suyun yatağının önüne birazcık çamur yığarsanız su geçici bir süre için zapt edilmiş olur. Lakin biriktikçe kuvvetini arttırarak o çamuru sürüp götüreceği gibi kazıktan, taştan setler yapsanız da söküp götüremeyecek olsa bile su yüksele yüksele elbette üzerinden aşar ve taşar. Bilakis o suyu kendi haline bırakırsanız ihtimal ki seddin göremediği işi bir zaman sonra güneş görür, yani sucağızı kurutup akmasını engellemiş olurdu. Eğer daha akıllıysanız suyun önüne uygun bir yol açarak onu bir işe faydalı olacak surette akıtmış olurdunuz.
Medeni kurallar herkesin kendi evinde söz sahibi olup onun haricine karışmamasını gerektirdiği halde bizim medeniyet anlayışımız gereğince biz hepimiz mahalle kethüdası kesiliriz.