Bir zamanlar çok âşık olduğunuz ve her gün görmediğinizi ya da konuşmadığınızı hayal bile edemediğiniz birinin karşısında dikilmek, eskiden dünyanızın merkezi olan birini artık tanımamak garip bir histi.
Umut etmek hem iyiydi hem de kötü. Bazen sahip olduğumuz tek şey umudunuzdu. Tutunacak dalımız kalmadığını umudunuza tutuyordunuz. Ama umut aynı zamanda berbat bir şeydi. Belki de asla olmayacak bir şeyi dilemenize, istemenize, beklemenize sebep olurdu. Bulunduğunuz yerle olmak istediğiniz yer arasında duran cam bir duvar gibiydi umut. İstediğiniz hayatı görür ama sahip olamazsınız. Fanus içindeki balıktan farkınız kalmazdı.