Bazı eserleri tariflemek için kelimeler kifayetsiz kalır. Edebiyatın etkileyici diliyle salt gerçeklik bir araya geldiğinde okuru dumura uğratmakla kalmayıp daha büyük bir hasar bırakan kitaplar vardır. Kapıların dışında için de bu ifadeleri kullanabilirim. Anlatımı ve anlattıklarıyla büyük bir etki bırakan bu tiyatro oyununu , kitabın daha ilk kapağındaki sözlerle tanımlamak mümkün aslında : "hiçbir tiyatronun oynamak hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun.”
Borchert'in o kadar etkili bir anlatım dili var ki salt acıyı bizlere kitap boyunca son derece edebi bir şekilde veriyor. o kadar kuvvetli bir dil ki bu, boğazınıza bir yumruk oturuyor ve ağlamanıza asla izin vermiyor. Oyunun belki de en üzücü yanı bütün bunların yaşanmış gerçekler olması.
Gerçek de orta malı bir orospu gibidir. Orospuyu hepimiz tanırız da sokak ortasında karşılaşmaktan çekiniriz. Münasebetlerimiz gizli olmalıdır, gece vakti! Gündüzleri boz bulanık, kaba ve çirkindir: orospu ve gerçek. Hatta bazıları ömürleri boyunca hazmedemezler bunu.
..bu adam benim adımı kıyamet der gibi, boğuk, tehditli, üzgün söylerken, sen bana, ''Yaşamaya devam et!" diyorsun ha? Ben dışarıda, kapıların dışındayım, yine dışında. Dün gece kapıların dışındaydım. Bugün yine dışında. Ben daima kapıların dışındayım. Ve kapılar kapalı. Oysa ben ayakları külçe gibi ve yorgun bir insanım. Açlıktan karnı guruldayan bir insan. Gecenin ayazında kanı donan bir insan. Tek ayaklıysa boyuna ismimi söylüyor. Geceleri gözüme artık uyku girmiyor. Ben nereye gidebilirim, yahu? Bırak da geçeyim!
Yukarıya dayanamıyorum . Artık kuvvetim kalmadı. Ben uyumak istiyorum. Ölü olmak. Bütün ömrüm boyunca ölü olmak. Ve uyumak. Nihayet rahat bir uykuya kavuşmak. On binlerce gece uyumak.