Ama fark ettim ki, kimsenin dolduramayacağı boşluklar da var. Onları doldurmama gerek yok; zaten doldurulamazlar ve herkesin hissettiği doğal duygular bunlar. Tıpkı yaralarımla yaşamayı öğrendiğim gibi, onları da kucaklamalıyım. Belki de başka, daha olumlu duygulara daha sıcak bir kucak açmak... o zaman kolaylaşır mı?
Artık kendi acımı başkalarının acılarıyla kıyaslamıyorum. Bu sayede dayanıp susmak yerine profesyonel yardım almayı seçebildim. Kaçınması ne kadar zor olsa da kendi acını toplumun ve başkalarının ölçüleriyle bastırmak son derece tehlikeli bir şey. Karanlık duygularımla onların dilinden konuşarak yüzleşebilmek istiyorum. Nasıl ki sevincimize kendimizi kaptırabiliyoruz, ben de kendi karanlığımın içine bakmak, onunla konuşmak ve kendimi orada da teselli edebilmek istiyorum.
Biri gelip yüzümün dünyadaki en güzel yüz olduğunu söylese bile içimde sadece hafif bir burukluk hissediyorum. Çünkü ben yüzümü sevmiyorum; biri günde yüz kez bana "güzelsin" dese ne fark eder? Yalnızca beni eleştiren, canımı yakan sözleri içime çekmeye devam edeceğim.
Kendimi hiç olduğum gibi, tam
anlamıyla kabul etmemişim. Geçmişimi de kucaklamak yerine ondan kurtulmak istemişim. Bu yüzden onu bastırmışım ve şimdi geçmişteki ben ile şimdiki ben ne tam olarak bağ kurabiliyor ne de birbirinden kopabiliyor; arada bir yerde, boşlukta kalmış gibiler.